<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Türkiye Derin Düşünce</title>
	<atom:link href="http://turkiyederindusunce.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://turkiyederindusunce.wordpress.com</link>
	<description>Just another WordPress.com weblog</description>
	<lastBuildDate>Sat, 08 Aug 2009 11:40:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='turkiyederindusunce.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Türkiye Derin Düşünce</title>
		<link>http://turkiyederindusunce.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://turkiyederindusunce.wordpress.com/osd.xml" title="Türkiye Derin Düşünce" />
	<atom:link rel='hub' href='http://turkiyederindusunce.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Korku Devletinden Adalet Devletine Kürt Açılımı</title>
		<link>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/08/08/korku-devletinden-adalet-devletine-kurt-acilimi/</link>
		<comments>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/08/08/korku-devletinden-adalet-devletine-kurt-acilimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2009 11:40:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okayy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon iddianamesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[yarı-militarist cumhuriyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkiyederindusunce.wordpress.com/?p=25</guid>
		<description><![CDATA[Kürt sorunu ile ilgili son dönemde yapılmaya çalışılan açılımlar belirli çevrelerden destek alırken, belirli bazı çevrelerce de çok sert bir biçimde eleştiriliyor. Demokrasinin adalet ve diğerkam olmaktan geçtiğini düşünen kimi entelektüeller bu açılımlara fikri yönde destek verirken, bir tür korku devletinin sürdürülmesi gerektiğini düşünenler ise yine bildik bahaneleri tekrarlıyorlar: Türkiye başka ülkelere benzemez! Türkiye’nin kendi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=25&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-26" title="36" src="http://turkiyederindusunce.files.wordpress.com/2009/08/36.jpg?w=480&#038;h=313" alt="36" width="480" height="313" /></p>
<p>Kürt sorunu ile ilgili son dönemde yapılmaya çalışılan açılımlar belirli çevrelerden destek alırken, belirli bazı çevrelerce de çok sert bir biçimde eleştiriliyor. Demokrasinin adalet ve diğerkam olmaktan geçtiğini düşünen kimi entelektüeller bu açılımlara fikri yönde destek verirken, bir tür korku devletinin sürdürülmesi gerektiğini düşünenler ise yine bildik bahaneleri tekrarlıyorlar: Türkiye başka ülkelere benzemez! Türkiye’nin kendi şartları var. Türkiye’nin dört tarafı düşmanlarla çevrili. Türkiye’yi bölmek istiyorlar…<br />
Bütün bu korku tüccarlıkları bana “V for Vendetta” adlı filmi hatırlatıyor. Orwell’in 1984′teki ülkesine benzeyen bir ülkede geçer film. Filmde, hangi yılda olduğu belli olmayan bir zamanda, ülkeyi bölünmekten kurtarmak ve düşmanlardan korumak bahanesiyle, her yanı elektronik kontrol ağlarıyla ve çok şiddetli ceza mekanizmalarıyla kontrol eden bir hükümet vardır. O hükümet bu korkuları sıcak tutmak için her yolu dener. Hatta korkuya yol açtığı iddia edilen tehditler ortadan kaybolunca kendisi yeni korku araçları yaratır ve bunlara halkını inandırır. Ta ki halkı, inandığı bu şeylerin gerçekdışı olduğuna ikna edecek birileri çıkıncaya kadar! Müslüman bir terör örgütünün öldürdüğü sanılan binlerce kişinin, aslında bu korkuyu yaratmayı amaçlayan devletin kendisi tarafından öldürüldüğü ortaya çıkar. <br />
Aslında, korku tüccarlığıyla ve demir yumrukla halkını yöneten bütün devlet sistemlerinin hikayesi az çok böyledir. Başlangıçta gerçekten korkuya yol açan bir tehdit olsa ve bu tehditle bir yönetim başa gelse de, eğer korkuya endeksli iş yapmaya niyetli bir yönetim söz konusu ise, o korkunun baki kalması için her şey yapılır. Hiçbir şekilde korku yaratacak tehditlerin bitmesi istenmez. Bu tür bir devlet anlayışı zorunlu olarak pis işleri de kendi kontrolünde tutan ve yöneten bir yöne doğru çok kısa sürede evrilir. Artık kendisi çete olmuş bir devlet söz konusudur. Ancak bu tip bir sistem geometrik hızla artan pisliklerini saklayacak torba bulmakta aynı derecede başarılı olamaz. <br />
Ülkemizin yakın tarihine baktığımızda sözünü ettiğim filmden çok uzak bir durumla karşı karşıya olmadığımız anlaşılabilir. Bu ülkede de, yarı-militarist cumhuriyet, her an yeniden yaratılan ve biçimleri değişse de ortaya konulan korkunun dozajı gittikçe artan korkularla ayakta kalacağını düşünür. Ancak bu korkular, her an biraz daha içe kapanmaya, içe kapandıkça da biraz daha refleksif davranmaya yol açtığı için, yarı-militarizmin arada sırada tam darbeye dönmesi işten bile olmaz. Zira korkutulan halkın arada bir “ordu gelse de her şey düzelse” moduna getirildiği manipulasyonlar hiç eksik olmaz. Bu sistem korkutan ile korkudan kurtaranın çok kısa sürede aynileştiği bir yapıyı da doğurur.<br />
Ergenekon iddianamesi ile ortaya çıkan faili meçhullerde, devletin kimi kurumlarındaki görevlilerle çete üyeleri arasındaki ilişkilerin mahiyeti, bu korku tüccarlığının nasıl çalıştığını da net bir şekilde ortaya koyuyor. Korku ortamı oluşturmak için devlet içindeki kimi yöneticilerle ortaklaşa çalışan bu sistem, aslında korku üzerine yönetilen bütün devletlerin geleceği zorunlu noktadır.<br />
Ancak o zorunlu nokta kimi zaman gelir, bu kirli ilişkileri saklayamaz hale gelir. Zira bu sistemin gözden kaçırdığı şey, herkesin demir yumrukla, tehditle ve korkuyla sindirilebileceğini sanmaktır. Ancak bazen öyleleri çıkar ki, kral çıplak der ve kendisine inanacak bir takım kişiler de bulur. Artık gerçek ortaya çıkmak için sadece birazcık cesarete ihtiyaç duyar. İşte bu noktadan sonra her şey çorap söküğü gibi gelir ve korku üzerinden iktidar kuranlara korkularıyla yüz yüze kalmak düşer. Zira artık ortaya saldıkları ve inandırmaya çalıştıkları korkuların gerçekle ilgisi olmadığı yavaş yavaş ortaya çıkar. Bundan sonra korku tüccarları o döneme dek gizleme eğiliminde oldukları ilişkileri ve yaptıkları pislikleri gizleme ihtiyacı bile duymazlar. Artık ellerindeki en büyük iktidar oyuncağı elden gitmek üzeredir ve buna karşı şiddet uygulanmazsa, bir daha böyle bir şansları olmayacaktır.<br />
Ergenekon ile ilgili olarak kimi basın organlarında, hatta kimi devlet kurumlarındaki darbeci direnişin sebebi de ellerinden giden bu korku oyuncağı ile ilgilidir. Artık saklamaya gerek duymayacakları kadar aleni bir savaş içinde hissederler kendilerini ve bunun için ellerinde kalan son kozları da kullanmak isterler. Kürt sorunundaki açılımlara karşı gelişen ve önümüzdeki günlerde gelişmesi muhtemel kimi sert tepkileri bu şekilde değerlendirmek gerekli. Ancak, bu noktada korkuların gereksizliğini ortaya koymaya çalışan ve niyeti hakkaniyetli ve adaletli bir toplum olan insanların geri adım atmaması çok önemlidir. Zira son noktasına kadar gelinemeyecek ve korku tüccarlığının tamamen tasfiyesini sağlayamayacak bir gelişmenin, korku tüccarlarına yeni korku araçları sağlamak için bulunmaz bir fırsat sağlayacağı unutulmamalıdır.<br />
Korku tüccarlarına hep birlikte kral çıplak diye haykırmanın ve “sizin yarattığınız korkulara artık inanmıyoruz. Sizden de korkmuyoruz” demenin zamanıdır. Kürt açılımı tam da bunun için hayati bir önem arz etmektedir.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/turkiyederindusunce.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/turkiyederindusunce.wordpress.com/25/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/25/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/25/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/25/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/25/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/turkiyederindusunce.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/turkiyederindusunce.wordpress.com/25/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/25/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/25/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=25&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/08/08/korku-devletinden-adalet-devletine-kurt-acilimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/eb8e998999f6f0a11e802f908341d2eb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">okayy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://turkiyederindusunce.files.wordpress.com/2009/08/36.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">36</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>California Yüksek Mahkeme Reisi</title>
		<link>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/08/08/california-yuksek-mahkeme-reisi/</link>
		<comments>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/08/08/california-yuksek-mahkeme-reisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2009 11:30:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okayy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Asaf]]></category>
		<category><![CDATA[Asaf Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Kaliforniya Eyalet Yüksek Mahkemesi Başkanı filanca]]></category>
		<category><![CDATA[sosyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Yargıç]]></category>
		<category><![CDATA[Yargıtay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkiyederindusunce.wordpress.com/?p=23</guid>
		<description><![CDATA[Geçen senenin Mayıs’ı olmalı. Asaf Savaş gelmiş, bizim otelin lokantasında başbaşa yemek yiyoruz, bir yandan harıl harıl siyaset konuşuyoruz. Yan masadan bir Amerikalı kalktı, geldi. “Hararetli bir konuya benziyor, ben de katılabilir miyim?” dedi. Efendiden bir zat , belli. Buyurun dedik. İlk kez Türkiye’ye gelmiş. Ama gelmeden bir sürü kitap okumuş, haberleri izlemiş. En çok [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=23&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20081213_derin_dusunce_org_laiklik.jpg" alt="" width="365" height="219" /></p>
<p>Geçen senenin Mayıs’ı olmalı. Asaf Savaş gelmiş, bizim otelin lokantasında başbaşa yemek yiyoruz, bir yandan harıl harıl siyaset konuşuyoruz. Yan masadan bir Amerikalı kalktı, geldi. “Hararetli bir konuya benziyor, ben de katılabilir miyim?” dedi. Efendiden bir zat , belli. Buyurun dedik.</p>
<p>İlk kez Türkiye’ye gelmiş. Ama gelmeden bir sürü kitap okumuş, haberleri izlemiş. En çok Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararı ilgisini çekmiş. “Belli ki siyasi bir zorunluk yüzünden hukuku esnetmek zorunda kaldılar,” dedi. Erdoğan hükümeti hakkında olumlu yazılar okumuş, liberal İslami parti fikrini prensipte ilginç buluyormuş. Ama kabul edemeyeceği şey tesettür imiş. Kendisi Yahudiymiş ama dindar değilmiş. Spinoza’ya hayranmış. “Ahlakın temeli özgürlüktür” dedi, acaba anlar mıyız diye çekinerek. “Tesettürle özgürlüğü nasıl bağdaştırabilirsin? “</p>
<p>Asaf sosyolojik argümanla girdi. Eskiden kamusal alandan dışlanan muhafazakâr aile kızlarının, türban sayesinde modern hayata adım atma imkânı bulduklarını, bunun bir tür korunma mekanizması olduğunu anlattı, Nilüfer’in kitaplarına da değinerek. Amerikalı duraladı. İşin bu yönünü hiç düşünmemiş.</p>
<p>Ben özgürlük konusunu deştim, maksat muhabbet olsun. “Türban mı özgürlüğü daha çok kısıtlar, bikini mi?” sorusunu ortaya attım. İlk isyanlar geçtikten sonra, kadının cinselliğini ilgi odağı yapan bir giysinin ne anlamda özgürleştirici olduğunu konuşmaya başladık. Spinoza ne derdi acaba? Bikini ile türban arasında seçim yapmaya zorlansa hangisini seçerdi? Biraz daha debelendi, sonra hak verdi. Tuş. Sonra 17. yüzyılın Holanda kadın giyimlerinden, Vermeer ve Rembrandt’ın resimlerinden sohbet açıldı. Evet, bütün kadınlar başörtülüymüş. Madem burada erkek erkeğeyiz hadi itiraf edelim dedik, kadehleri bikiniye kaldırdık.</p>
<p>Hukukçu olduğunu baştan söylemişti. Tam ne iş yaparsın dedik. Yargıçmış. Çıkardı kartını verdi: Kaliforniya Eyalet Yüksek Mahkemesi Başkanı filanca. Bizdeki Yargıtayla Anayasa Mahkemesinin toplamı gibi bir şey.</p>
<p>Ertesi sabah kahvaltıda karısını gördüm. “Kocama ne yaptınız, sabahın ikisinde geldi bana bir saat başörtüsü anlattı,” dedi gülerek.</p>
<p>Daha sonra Kaliforniya yüksek yargı çevrelerinden iki-üç konuğumuz daha oldu. Hepsini bizimki göndermiş, anlata anlata bitirememiş.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/turkiyederindusunce.wordpress.com/23/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/turkiyederindusunce.wordpress.com/23/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/23/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/23/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/23/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/23/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/23/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/23/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/23/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/23/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/turkiyederindusunce.wordpress.com/23/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/turkiyederindusunce.wordpress.com/23/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/23/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/23/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=23&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/08/08/california-yuksek-mahkeme-reisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/eb8e998999f6f0a11e802f908341d2eb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">okayy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20081213_derin_dusunce_org_laiklik.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Biz unutamıyoruz, ya siz?</title>
		<link>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/08/08/biz-unutamiyoruz-ya-siz/</link>
		<comments>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/08/08/biz-unutamiyoruz-ya-siz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2009 11:24:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okayy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat acıları]]></category>
		<category><![CDATA[Açık Lise]]></category>
		<category><![CDATA[Hükümet devrilecek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/08/08/biz-unutamiyoruz-ya-siz/</guid>
		<description><![CDATA[S. , A. ve Annelerine … Ben normal insanlardan daha fazla onur takıntısı olan biriyim hatta benimki onurlu olmaktan çok bunu takıntı haline getirmiş bir hal.Tümüyle ‘acı ‘ diyebileceğimiz bir öykü bizimkisi ama yine de o onur takıntım nedeniyle meseleyi olurda mazlum edebiyatına bağlar korkusuyla acıtmadan ele almaya çalışıyorum hep ama değişmiyor sonuç bu hikayenin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=21&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.derindusunce.org/2009/08/08/biz-unutamiyoruz-ya-siz/feed"><img style="float:right;margin:2px 0 0 5px;" title="RSS Feed for This Post" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/themes/Suhweet10/images/rss.gif" alt="RSS Feed for This Post" /></a></h2>
<div id="post-6062">
<h1><img title="20090808_derin_dusunce_org_yobaz_laik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090808_derin_dusunce_org_yobaz_laik.jpg" alt="" width="205" height="151" /></h1>
<p>S. , A. ve Annelerine …<br />
Ben normal insanlardan daha fazla onur takıntısı olan biriyim hatta benimki onurlu olmaktan çok bunu takıntı haline getirmiş bir hal.Tümüyle ‘acı ‘ diyebileceğimiz bir öykü bizimkisi ama yine de o onur takıntım nedeniyle meseleyi olurda mazlum edebiyatına bağlar korkusuyla acıtmadan ele almaya çalışıyorum hep ama değişmiyor sonuç bu hikayenin sonu hep acı ile bitiyor ben acıtmıyorum,olay acı ben ne yapayım?Ben acıtmıyorum,o acıyor.<br />
  Acılı bekleyişlerde bile insan arıyor insan ben kampüsteydim ve oldukça yalnızdım belki yalnızdık da diyebilirim,Tıp Fakültesi girişinden sonra güvenlikler yolda otobüsleri durdurup otobüsün içerisinde başörtülü öğrencilere <strong>‘ fakülte sınırındasınız ‘</strong> deyip baş açtırıyordu ben okula arabayla gidiyordum orada başörtülü ve yalnızdım ve büyük şehirlerde değil daha küçük bir şehirde olmanın verdiği ve şimdiki gibi konuşabileceğimiz ortamların olmadığınıda hesaba katarsak duyabildiğim çoğu kez kendi sesimden fazlası değildi.Yalnız ve habersizdik bir o kadar şaşkın mücahit ve mücahide herkes toprağın altına girmişti.Sadece onlar değil elbet,benim okuduğum üniversite ‘ ülkücü’ insanların çoğunlukta olduğu bir nevi bu şekilde kadrolaşmış bir üniversite idi.Yasak ben ikinci sınıfta iken başladı,birinci sınıfta okula başörtülü bir şekilde gidebildim.Hatta okulun ‘ ülkücü reislerinin ‘ başörtülü bacılarıydık,BBP kanallı ‘Alperenler’den değil,Mhp kanallı ‘ ülkücülerden ‘ bahsediyorum.Onlar okulda her köşe başını tutmuş,sürü halinde gezen,aralarında fiziken en irisinin ‘ reis ‘ olarak anıldığı bir klik oluşturmuşlardı okulda.Hatta bazen derslere girmiyor kendi fikirdaş hocaları tarafından kayrılıyor ve yoklamaları alınmıyordu.Hatta okulun ilk haftaları kantini kapatıp <strong>herkesi zorla ayağa kaldırıp,Türk Bayrağı açıp İstiklal Marşı okutuyor</strong>,elleri ile malum hareketleri yapıp ‘ Ülkücü Hareket Engellenemez ‘ sloganlarını Kampüs’ün koskoca kantinine savuruyorlardı.’Ya Allah Bismillah,Allahu Ekber ‘i çok seven bu babayiğitlerde mücahit ve mücahidelerle birlikte toprağın altına girmişlerdi.Öyle bir sessizlik hakimdi ortama,az bir zaman sonra ben de artık gitmez oldum okula zaten son günlerim bedeninden daha büyük göğüsleri ile beni ürküten öğrenci işlerindeki kadının elime uyarı kağıdını tutuşturmak hevesi ile peşimden olan hızıyla koşması benimde kaçmam ile akıp gidiyordu.O koşuyor ben kaçıyordum onun tek derdi kağıdı avucuma sıkıştırmak iken benim derdim ise hem kadının düştüğü an olacak depremden ve kağıdın elime tutuşturulmasından olacak depremden kaçmaktı.Ben yarı gülen yarı ağlayan halimle olayı sıcağı sıcağına anlayamamış iken bana olayın en acı halini anlatan en samimi dostum ve ablası olmuştu onlar daha dar bir alanda Eğitim Fakültesinde idiler.S. ve A. ben onlara ağladığım kadar kendime hiç ağlamadım devamını getiremeyeceğim belki yarına…<br />
  Yarın …<br />
 <br />
  S. benim en samimi arkadaşım,ortaöğretim birinci sınıftan bu yana herşeyimi paylaştığım dostum,canımıniçi,cinsinden bir cümle benim için.Tuhaftır ben çok daha rahat hatta belki şımarık,biraz daha özen isteyen biri olarak şekillenirken o daha sağlam,sert bir o kadar ciddi bir kız olarak şekillendi.Hayatımızın 28 Şubat acıları ile tsunami yaşamasına kadar beni hayat içerisinde koruyan kollayan bazen dost bazen ablam olabilecek bir ilişkiydi bizimkisi,öyle içten ve samimi.Okul dışına taşıdığımız dostluğumuz,ailelerimizin tanışması,annemler tatile gidince S.’nin bizim eve kamp kurması,uygun fırsatta benim de onlara sık ziyaretlerim sonucu S.’nin ablası,A. abla ile de oldukça samimleşiyoruz.A. daha sakin bir kız,biz oldukça cıvıl cıvıl ve hareketliyiz,kıkır kırır bir parıltı var yüzümüzde.Garip bize oranla A. çok daha renksiz,bir sükut gibi A. bizim yanımızda,A. even pek çıkmıyor daha çok kendini eve hapsetmiş gibi.A. bizden 3-4 yaş büyük,zaman sonra öğreniyorum,A., İ.H.L ortaokuldan terkmiş,o dönem yine baş gösteren başörtüsü yasağı,sanırım 80′lerin sonuna rastlayan bir dönem.O dönemde hortlamış olan ‘ başörtüsü ‘ yasağı hayatının ilk zamanlarında gelmiş bulmuş A.’yı o zamanlar anlamamıştım,zaman sonra hayat bizide gri kılınca anladım,A.’nın yüreğinden yüzüne yansımış renksizliğin nedenini.<br />
 <br />
  Lise hayatım,bu yılları çok daha güzel kılan S.’nin dostluğuyla bitiyor.Üniversiteye hazırlanıyoruz.S. ders çalışıyor ben hayatım boyunca ders çalışmadım yine çalışmıyorum.Kitap okuyorum ama ders kitabı değil canım ne isterse onu okuyorum.Gittiğimiz dershaneler farklı ama biz yine kopmuyor haftada en az bir kez konuşuyoruz ve susmayan telefonlarda dünyayı birbirimize anlatıyoruz,hiç kopmuyoruz.Ben o yıl okumayı istemediğim bir bölümü kazanıyorum,ne yapmak istediğim iş ne de okumak istediğim bölüm o yıllarda benim için sorun değil oldukça eğlenceli bir bölüm,okula başladıkça seviyorum bölümümü,niyetim belli ; biraz bu bölümde eğlenip burayı bitirip başka bir bölüme geçmek.S. o yıl kazanamıyor,gelecek yıl o da artık bir üniversiteli,bölümünü çok seviyor o.Ben ikinci sınıfa başlıyorum,S. birinci sınıfa.Ben aynı üniversitenin Kampüs kısmındayım,o Eğitim Fakültesinde,biraz büyüdük ama yine yüzümüzde bir pırıltı var bu kez liseli olmanın ışıltısı değil de üniversiteli olmanın parıltısı var yaşamlarımızda.Hayat bizim için böyle devam ederken,S’.den çok sevindirici bir haber alıyorum ; ‘Cemile,sana birşey söyleyeceğim,ablam hani ortaokuldan başörtüsü nedeni ile terk idi ya,kimseye söylemeden kendi çabasıyla lise öğrenimini Açık Lise’ye girip,dışardan bitirdi ve yine kendi çabası ile bir dönem dershaneye gitti,o da benimle aynı üniversite de …….. Bölümünü kazandı ‘.Nasıl seviniyorum,telefonda çığlıklar atıyorum.Zihnimde A. ablanın gri yüzüne canlı bir renk yerleştiriyorum,onun kadar seviniyorum.Çünkü benim arkadaşlarım olan bu iki kardeşin birbirine olan sevgi ve düşkünlüğünü çok iyi biliyorum.Hemen hayallere dalıyoruz.S. ve A. abla aynı zamanda üniversiteyi bitirecekler,aynı zamanda göreve başlayacaklar,iki kardeş yapmayı istedikleri tek şey olan o kutsal görevlerini yaparken,birlikte yaşamı paylaşacaklar.Hayat o yıl böyle güzellikle ile geliyor bize.A. abla da eğitiminin ilk yıllarının verdiği acıdan bu şekilde kurtulacak…Ne güzel…<br />
 <br />
  Hayat bizim için o anlık sevinciyle devam etmiyor.Daha bir Yeşilçam havasındayız,koşup oynadığımız anlık yeşillikler var o kadar.Biz öyle tebessüm ederken,kendimizi hayatı yenmiş sayarken ‘ kötü adam ‘ sevincimizi en çirkin tonuyla kesiyor…Tv’ler başka başka hiç duymaya alışık olmadığımız şeyler söylüyor,birileri açıklamalar yapıyor,ortalıkta tuhaf istihbaratlar geziyor,sokaklarda cüppeli ve sarıklı adamlar var.Hükümet devrilecek,cümleleri…İnsan olayın içinde iken anlayamıyor.Öyle garip günlerden biri daha,S. beni arıyor ağlamaklı,artık okula başörtülü giremeyeceğimizi söylüyor.Ben oldukça rahatım,saçmalama diyorum,olmaz öyle şey,ne mümkün?İnsanlar sokağa dökülür,Müslüman bir ülke burası.Günler merak ve endişhe içerisinde geçiyor.İlk paragrafta yazdıklarımı yaşamaya başlayınca ve kimsenin öyle sokaklara dökülmediğini gördükçe,içimde tanklar yürüdükçe yürüdükçe anlıyorum,o pırıltıyı kaybetmeye başladığımı.Okulu üçümüz de bırakıyoruz.S. ile sık sık hatta eskisinden çok daha sık görüşüyoruz,anlatıyoruz,konuşuyoruz olmuyor bitmiyor,değişmiyor.Her görüşmemizde daha bir renksiz,daha bir solgun.Zaman geçtikçe S. daha bir soluyor,daha bir zayıflıyor,sürekli hasta.Tuhaftır,gittiği doktorlar yaptıkları tahlil sonuçların bir hastalığa rastlamıyor ama S. hep hasta.A.’dan pek bahsetmiyoruz,bahsedemiyoruz.Biz bir kez,o iki kez vuruldu.A. abladan haber yok,bu kez daha sıkı bir esaret ile A. kendini daha bir eve hapsediyor.Yıllar böyle gelip geçiyor.S.’lerdeki toplantılarımıza eskisi gibi katılmıyor A. abla,hayalet bir kız gibi sadece sessiz ve renksiz.Biz yine bir kuvvettir görüşmeye devam öyle tutunmuaya çalışıyoruz hayata.Zaman akıp geçiyor yaşamı ve kaderi paylaştığım bu arkadaşlarımla her buluşmamızda mutlaka ‘ başörtüsü ‘ konusu açılıyor.Hani o ilk aşkı tarafından terk edilen kadınlar vardır ya,ardından bir daha hiçkimseyi sevmemiş ve evlenmemiş,her ağzını açtığında ilk aşkından bahseden,iç burkan öyküleri olan o kadınlar gibiyiz,bu terkedilişi her konuşmamızda anıyoruz.Bir kayıp gibi sanki seni unutmadık der gibi bir anma törenidir geçiyor aramızda.Birbirimize sarılıp ağlıyoruz başka da birşey yok zaten.Araya bazen bizimle hayatı ve kaderi paylaşan arkadaşları sıkıştırıyoruz,failleri farklı içeriği aynı acı anılar bütünü bizimkisi.Her mutsuzluğumuzu oraya bağlıyoruz.Unutmuyoruz,ama unutuluyoruz.Unutmuyoruz ama unutuluyoruz.Unutuluyoruz.Yıllar akıp gidiyor herkesin yaşamında bir değişiklik bir akışkanlık var ben,S. ve A. abla biz değişmiyoruz,biz o yıllara çakılıp kaldık,orada öyle…<br />
 <br />
  Üç kızın acısı değil elbet,yığınlar o yıllara saplanıp kaldı.Herkesler yeni yıllar ile yenilendi,biz o yıllarda kaldık,tek bir harf almadan üzerimize ve değiştirmeden hiçbirşeyi.Tozlana eskiye o yıllara takılıp kaldık,dokunmadan,dokundurmadan.Kendi acımızda doyurmadı o yılların hesapkarlarını ailelerimiz de vuruldu o zamanlar.Okulu bırakıp bırakmama kararında S.’nin ailesi ona bıraktı kararı,benim ailem de nasıl istiyorsam öyle davranmam konusunda beni özgür bıraktı.Kendi acılarımız arasında kimseyi görecek gözümüz yokken S.’nin annesi birden hastalandı.Kolay değildi iki kızının üniversiteyi bırakması,kızları daha kolay atlatmaya çalıştı ama o atlatamadı.S.’nin annesi de bizim acı öykümüze en baş sıralardan yerleşti.Orada o alçak bir tepenin üstünde kurulmuş,iki katlı o ev de ben üç kadının hikayesinin acılanmasını izledim hep kendi hikayemden daha çok hissederek.<br />
 <br />
  Gariptir,20 yıla yaklaşan dostluğumuzda her ahh… ettiğimde yanımda olan beni hayattan korumaya çalışan arkadaşımı ben koruyamadım,kendi hikayesine,anne ve ablasının hikayesini ekleyerek yaşadı o.Ben elim kolum bağlı bir damla su dahi olamadım onun yüreğine,kupkuru,yandık…Vefasız gibi hissediyorum şimdi kendimi tek yaptığım kendimden çok üzülmek,bu kadar ıssız bir çaba benimkisi.Tutamadım elinden,kurtaramadım onu ve kendimi ve A. ablayı ve annelerini ve yüzlerce başörtülü kızı.Belki,belki…<br />
 <br />
  Birkaç ay sonra S.’nin doğum günü bu yıl ki armağanı diğerlerinden daha bir farklı.Bu yazıyı armağan edeceğim ona.Biraz daha hüzün,belki biraz daha tazeleme…Sadece sonucu değiştiremedim ama derdin derdimdir.</div>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/turkiyederindusunce.wordpress.com/21/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/turkiyederindusunce.wordpress.com/21/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/21/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/21/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/21/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/21/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/21/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/21/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/21/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/21/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/turkiyederindusunce.wordpress.com/21/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/turkiyederindusunce.wordpress.com/21/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/21/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/21/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=21&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/08/08/biz-unutamiyoruz-ya-siz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/eb8e998999f6f0a11e802f908341d2eb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">okayy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/themes/Suhweet10/images/rss.gif" medium="image">
			<media:title type="html">RSS Feed for This Post</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/08/20090808_derin_dusunce_org_yobaz_laik.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">20090808_derin_dusunce_org_yobaz_laik</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bediuzzaman’la Ortadoğu Problemlerine Bakış</title>
		<link>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/bediuzzaman%e2%80%99la-ortadogu-problemlerine-bakis/</link>
		<comments>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/bediuzzaman%e2%80%99la-ortadogu-problemlerine-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 18:45:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okayy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[Bulgarlar]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[fen ilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[firenk illeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[ulusçuluk]]></category>
		<category><![CDATA[Unsuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkiyederindusunce.wordpress.com/?p=18</guid>
		<description><![CDATA[“Bakın ben de sizin gibi tango yapıyorum, sizinle aynı alfabeyi kullanıyorum, ne olur artık vurmayın” diye inliyor “batılılaşmış” Müslüman ülke aydını. İslâm’ın temel prensiplerinden, bilimden, kul hakkından uzaklaşmanın getirdiği belaların ilacını “düşmana benzemek” yolunda arıyor.  İnsanlık, özellikle de Batı dünyası son üç asırda bilim ve teknolojide büyük ilerleme kaydetti. Ancak vicdanen ve ahlâken yerinde sayan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=18&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090201_derin_dusunce_org_bediuzzaman_said_nursi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3320" title="20090201_derin_dusunce_org_bediuzzaman_said_nursi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090201_derin_dusunce_org_bediuzzaman_said_nursi.jpg" alt="" width="163" height="519" /></a><strong>“Bakın ben de sizin gibi tango yapıyorum, sizinle aynı alfabeyi kullanıyorum, ne olur artık vurmayın” </strong>diye inliyor “<strong>batılılaşmış”</strong> Müslüman ülke aydını. İslâm’ın temel prensiplerinden, bilimden, kul hakkından uzaklaşmanın getirdiği belaların ilacını “düşmana benzemek” yolunda arıyor.</em></p>
<p><em> İnsanlık, özellikle de Batı dünyası son üç asırda bilim ve teknolojide büyük ilerleme kaydetti. Ancak vicdanen ve ahlâken yerinde sayan Avrupa, ABD ve onun peşinden sürüklenen insanlık bugün kendi icadı olan teknik ilerlemelerin altında ezilmiş, rezil ve sefil bir şekilde sürünmekte.</em></p>
<p><em> Mağara devrindeki ilkel insanlarla neredeyse tek farkımız birbirimizi daha hızlı öldürebilmemiz ve bu öldürme sahnelerini TV kanalıyla dünyanın her yerine yayabilmemiz. Savaşa, etnik temizliklere türlü kılıflar uydurduk. Milliyetçi-Militarist ulus-devletin kutsalları olan <strong>ordu, silah, kutsal(!) topraklar, bayraklar, üstün(!) ırklar </strong>uğruna milyonlarca insanın yaşama hakkı ellerinden alındı. Bugün de Birleşmiş Milletler, NATO gibi kuruluşlar uluslararası şiddeti <strong>“barış harekâtı”</strong> ya da <strong>“teröre karşı savaş”</strong>  gibi isimlerle meşru gösteriyor.</em></p>
<p><em> Bu rezillikten İslâm aleminin payına düşen sorunları, meselâ Güney Doğu Meselesi ile Filistin’i, Ergenekoncu korku tacirleri ile Siyonizm’i birbirinden ayrı düşünmek mümkün mü?</em></p>
<p><em> Kanaatimizce son üç asırda Müslüman aydınların yaptıkları en büyük hata belki de kök sebep sayılabilecek tek hata <strong><span style="text-decoration:underline;">Batı’nın hakimiyetine cevaben batıya benzeme refleksi</span></strong> olmuştur. 1789 Fransız devrimine, Alman ordu-devletine, endüstrileşmiş milliyetçi-militarist Avrupa devletlerine hayran olan bir çok Müslüman aydın görürüz bu dönemde. Türk ve Arap milliyetçiliği, moderleşme amaçlı tepeden inme jakoben devrimler, bugün halen bir çok Müslüman ülkede darbe üzerine <strong>darbe yapan eşkıya generaller</strong> ugulamada da bu “düşmanı taklid etme” refleksinin birer uzantısıdır.</em></p>
<p><em> Peki bugünkü duruma Müslümanca yanıt ne olabilir? Batı’ya hayran olmak ile Batı’dan nefret etmek dışında bir yol yok mudur hem onun saldırganlığından kurtulmak hem de Batılı insanları kendilerinden korumak için?</em></p>
<p><em> Değerli yazarımız </em><a href="http://www.derindusunce.org/author/mehmetbahadir/"><em>Mehmet Bahadır</em></a><em> işte bu soruya yanıt ararken dikkate değer bir yol tutuyor. Bediüzzaman Said Nursî’nin </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/demokrasi/"><em>demokrasi</em></a><em>, </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/devletcilik/"><em>devletçilik</em></a><em>, </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/ekonomi/"><em>ekonomik kalkınma</em></a><em>, </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/liberalizm/"><em>sertbest piyasa</em></a><em>, </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/egitim/"><em>eğitim</em></a><em>, </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/irkcilik/"><em>ırkçılık</em></a><em>, </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/ulus-devlet/"><em>ulus-devlet</em></a><em> konularındaki fikirlerini derleyip sunduğu bu detaylı makale tekrar tekrar okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir çalışma. Başka bir çok kaynakla birlikte <strong>M.Ali Kaya’nın “Doğu ve Ortadoğu Problemlerine Bediüzzaman’dan Çözüm Önerileri”</strong> adlı eserinden de yararlanan yazara bu özenli çalışmasından ötürü teşekkür ediyoruz. Konularına göre tasnif edilmiş olan 6 bölüm halinde hazırlanmış bu yazıyı bölmeden, bir seferde yayına girmeyi uygun bulduk. İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırım sebebiyle şu günlerde hararetli biçimde tartıştığımız </em><a href="http://www.derindusunce.org/category/filistin/"><em>Filistin</em></a><em> sorununa da çare olabilecek fikrî zemine katkıda bulunan çalışmayı beğenilerinize sunuyoruz.</em></p>
<h2>Bediuzzaman’la Ortadoğu Problemlerine Bakış (M. Bahadır)</h2>
<p align="justify"><strong>BÖLÜM I &#8211; </strong><strong>GİRiŞ</strong></p>
<p align="justify">Said Nursi (1878-1960) Türkiyede ve dünyada tüm fikir akımlarının en etkin biçimde kendini gösterdiği, ideolojilerin kendi sistemilerini kurması için en sert biçimde çarpıştığı, insanların katmanlara ayrılarak çatıştığı ve çarpıştığı fırtınalı bir ortamda yaşamıstır.</p>
<p align="justify">Bediüzzamanın hayat dönemi tam bir geçiş dönemidir. Türkiye’de; Osmanlıdan Türkiye Cumhuriyetine, imparatorluktan ulus-devlete, monarşiden, monokrasiye ve  anayasal sisteme, istibdattan hürriyete, kapalı-otoriter devlet anlayışından demokratik parlamenter rejime, kapalı ekonomiden serbest piyasa ekonomisine, gelenekten modernliğe geçiş çabaları yaşanmıştır.</p>
<p align="justify">İslam Dünyası ise birlik ve bütünlüğünü kaybederek Batı Medeniyetinin maddi ve manevi istibdadı altına girdikten sonra, kısmen bağımsız ülkeler halinde nisbi hürriyetini kazanmaya başlamıştır.</p>
<p align="justify">Dünyada ise; otoriter yapıya karşı hürriyetçi fikirler, işçi hareketleri, sendikal faaliyetler, uluslararası siyasi-ekonomik organizasyonlar, çokuluslu ticaret, hızlı teknolojik gelişmeler, haberleşme ve bilgilenme imkanları ile dünyanın bir köy kadar küçülmesi, temel insan haklarına ve çevreye dair gelişmeler ve iki dünya savaşı bu süreye sığabilmiştir.</p>
<p align="justify">İste böylesi hızlı gelişmelerin yaşandığı, bu çalkantılı dönemde Bediüzzaman; fikir ve aksiyonuyla damgasını vurmuştur. <strong>İnsanlığın geçirdiği devrelerin tümünün birden hızla bir arada yaşandığı bu sancılı dönem onun için adeta bir laboratuvar olmuş ve Yirmi birinci yüzyıl insanının saadetini sağlayacak reçeteyi “Kur’an’ın Eczahanesi”nde hazırlayarak sunmuştur. </strong></p>
<p align="justify">Bu geçiş döneminde İslam düşüncesini yeniden yorumlayan Said Nursi, “Eski hal muhal (batıl), ya yeni hal; ya da izmihlâl(perişan olmak).” Diyerek, yeni dönemlerin temel insani problemlerine Kur’anî yorumlar getirmiştir. Modern dönemlerin yaygın maddeci, tabiatçı ve esbabperest ideolojisi haline gelen Pozitivizm ve bundan kaynaklanan inkâri fikirlere karşı ikna edici argümanlar sunmuştur. Risale-i Nur’a muhatap olanlar, “iman-ı tahkiki” kazanarak, zamanın hakim cereyanlarına karşı kendilerini koruyabilmişlerdir.</p>
<p><strong><em>“Beni nefsini kurtarmayı düşünen hodgam bir adam mı zannediyorlar? Ben  <br />
cemiyetin imanını kurtarma yolunda dünyamı feda ettim, ahiretimi de. Seksen küsur senelik hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde bir cani gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilattan men’edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa daha ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim beni intihardan men’etmeseydi, Said belki bugün toprak altında çürümüş olacaktı. Bütün hayatım zahmet ve meşakkatle, felaket ve musibetle geçti. Cemiyetin imanı, saadet ve selameti yolunda nefsimi de dünyamı da feda ettim. Helal olsun. Onlara beddua bile etmiyorum. Çünkü, bu sayede Risale-i Nur, hiç olmazsa birkaç yüzbin, yahut birkaç milyon, belki daha ziyade kişinin imanınkurtarmaya vesile oldu. Ölmekle yalnız kendimi kurtaracaktım, fakat hayatta kalıp, zahmet ve meşakkatlere tahammülle bu kadar imanın kurtulmasına hizmet ettim. Allah’a bin kere hamd olsun! <br />
 <br />
Sonra, ben cemiyetin iman ve selameti yolunda ahiretimi de feda etim.  <br />
Gözümde ne cennet sevdası var, ne de cehennem korkusu. Cemiyetimizin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun! Kur’an’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem; o zaman orası da bana zindan olur. Milletimin imanını selamette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü, vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.” </em></strong></p>
<p>diyen asrın dertlisini, dava adamını, Bediüzzamanı, asrın güzel insanını, nazarı dikkatlere çekmek istiyoruz.</p>
<p>Evet, böylesi büyük bir kelam; ancak ve ancak yüreği büyük, derdi büyük ve davası büyük, manevi büyüklerden, gönül erlerinden çıkar. Bu sözlerde ihlas var samimiyet var. Takiyye olamaz. Yalan olamaz. Takiyye yapacak ya da yalan söyleyecek insan böyle sözler söyleyemez. Bunu ancak bir veli ya da iman davasında deli kullar söyleyebilir.</p>
<p>Hasan Basri Hz.leri sahabeleri işaretle, o kutlu insanlarla aradaki farkı şu sözlerle dile getirir. <strong><em>“Eğer siz onları görseydiniz deli sanırdınız. Onlar da sizin iyilerinizi görselerdi, ‘Bunların ahirette bir nasibi yok’ derlerdi. Kötülerinizi görselerdi, ‘Bunlar hesap gününe inanmıyorlar’ derlerdi.” </em></strong></p>
<p>Günümüzde Bediüzzaman yok; ama yığılarak devam eden problemlere işaret ettiği çözümler karşımızdadır.</p>
<p><strong><em>“Âlem-i İslâm’a indirilen darbelerin en evvel kalbime indirildiğini hissediyorum”</em></strong><em> </em>diyen, büyük bir iman, gayret ve himmet çağlayanı: Bediüzzamanın <strong>gözüyle; </strong></p>
<p><strong>Doğu, Güneydoğu, Ortadoğu ve tüm İslam Dünyası için gösterdiği çözüm önerilerini, sorunların tahlillerini ve Yirmi birinci yüzyıl insanının saadetini sağlayacak reçeteyi sunuyoruz.</strong> </p>
<p align="justify"><strong>BÖLÜM II</strong></p>
<p align="justify">Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; Şiddet akl-ı selimi ortadan kaldırır. Toplumsal meseleler üzerinde farklı fikir ve düşüncelerin biraraya geldiği demokratik zemini yok eder. Husumeti ve öç almayı körükler ve toplumsal barışı imkansız kılar…</p>
<p>Türkiye, Doğu meselesini sadece askeri önlemlerle çözmeye uğraştı, bu da şiddeti artırmaktan başka bir şeye yaramadı. Bu gibi yanlış politikalar neticesinde, yüz sene önceki problem ne ise bugün de aynı problemlerle, ama daha kompleks ve daha karmaşık problemlerle karşı karşıyayız.</p>
<p align="justify">Her problemin bir çözümü vardır. Çözümsüzlük ancak çözmemek için bahaneler üretildiği zaman oluşan fiilî ve geçici bir durumdur. Siz çözmezseniz birisi bir gün çözer ve şerefi de ona ait olur. Bu konuda samimi yaklaşımlara ve çözüm önerilerine daima açık olmak gerekir.</p>
<p>Bu konuda Albert Einsteinın bir sözü çok hoşuma gider.</p>
<p><strong><em>“Problemler, onları ortaya çıkaran aynı düşünce seviyesiyle çözülemez” …</em></strong></p>
<p>Bu bağlamda, <strong>” şiddete karşı siddet “</strong> aynı düşünce seviyesidir ve asla çözüm yolu değildir diyebiliriz. Çözüm yolları, daha derin, daha geniş boyutlu ve daha üst seviye bir düşünce tarzının ürünü olabilir.</p>
<p>Bunun böyle olduğu Kürt sorununda yaşadığımız tarihsel süreç en güzel kanıtıdır. Neyseki bu gerçekler artık günümüzde dile getirilmekte ve daha üst seviye düşünce ve hamlelerle çözüm yolları araştırılmaktadır.</p>
<p>Sayın Sadık Yalsızuçanlar bir makalesınde bu konuyla alakalı olarak haklı tespitinde  şöyle der;</p>
<p><strong><em>“Kürt sorunu”nun çözüm adresi, Türk yerine Kürt kimliğini esas alacak olan bir başka ulus-devlet, PKK ve diğer Marksist, Stalinist, Leninist, ırkçı örgütler değil, Kürtlerin büyük bilgesi Mele Ahmed-i Hani, Mele Cezeri, Abdurrahman Taği, Seyyid Sıbğatullah hazretleridir. ‘Gelin tanış olalım’ çağrısını yapan Derviş Yunus’tur, Anadolu’nun manevi merkezlerinden Doğu’nun Batı’nın büyük bilgesi İbn Arabi’dir, bilgelerin sultanı Bediüzzaman’dır. Onların eserleri, halleri, muhabbet, adalet ve merhamete dayalı öğretileridir. “Kürt sorunu” Brüksel’den, Washington’dan, İsveç’ten değil, arzın birkaç büyük manevi merkezi olan Konya’dan, Hz. Mevlana’nın kalbinden geçilerek çözülür. Zulmün Türk’ü, Kürt’ü olmaz, zalimin de. Irkçılığın ve ulus-devlet’in yol açtığı bu sorun, samimiyetsiz, dilde kalan, inandırıcı olmayan, içi boş bir siyaset retoriği ile zemininden çözülemez; daha adil, gerçek anlamda daha özgürlükçü, daha insani, daha merhametli, şefkatli ve kardeşliğe dayalı öğretilerin içinden çözülür. Unutmayalım, işkencecinin de dini yoktur!</em></strong></p>
<p><strong><em>Bu düşüncenin ‘İslam milliyetçiliği’ ile de ilgisi yoktur. İşkencenin ortadan kalkması, sadece anayasal ve yasal tedbir ve müeyyidelerle değil (tabii ki bunlar mutlaka gerçekleştirilmeli, özgürlükçü bir anayasa kesinkes yapılmalıdır) insanın çürüdüğü yerden, onu yeniden diriltecek manevi ve irfani bir solukla mümkündür…” </em></strong></p>
<p>Konumuza dönersek, günümüzde çözülmediği için sürekli artan ve sonuçta anarşi ve teröre inkılâp eden problemlerin çözümü yine Bediüzzaman’ın önerilerinde bulunmaktadır. İşte, Bediüzzaman’ın gözüyle, <strong>Doğu Anadolu, Güneydoğu, Ortadoğu ve tüm İslam dünyası </strong>için sorunların analizi ve çözüm önerileri…</p>
<p> </p>
<p align="justify"><strong>1. Demokratikleşme </strong></p>
<p>Bediüzzaman Said Nursi, 23 Temmuz 1908 tarihinde II. Meşrutiyet ve Hürriyet’in ilanında İstanbul’dadır ve 26 Temmuz 1908 tarihinde Sultanahmet meydanında yapılan mitinginde “Hürriyete Hitap” adında bir nutuk irad eder.<sup><strong>1</strong></sup><strong> </strong></p>
<p align="justify">İstanbul’da pek çok ulemanın aksine Meşrutiyetin ilanını hararetle alkışlar. Ayasofya, Beyazıt, Fatih ve Süleymaniye camilerinde de umum ulema ve talebeye hitaben pek çok vaazlar ile şeriatın ve Meşrutiyetin münasebetini anlatır. Peygamberimizin (sav) <strong><em>“Kavmin efendisi ona hizmet edendir”</em></strong><sup><strong>2</strong></sup><strong><em> </em></strong>hadisini <em>“Şeriat âleme gelmiş; ta istibdadı ve zalimâne tahakkümü (baskı ve zorbalığı) mahvetsin”</em><sup><strong>3</strong></sup><strong><em> </em></strong>şeklinde izah eder. Bediüzzaman dinin siyasi hayata bakan yönünün <em>“Hakikat-i Meşrutiyet-i Meşrua”</em><sup><strong>4</strong></sup><em> </em>yani Hakiki meşrutiyetin dinen uygun olduğunu savunarak Meşrutiyet ve hürriyete sahip çıkmıştır.</p>
<p align="justify">Bediüzzaman’ın bu konuda en güçlü delili Asr-ı Saadet ve Hulefâ-i Raşidin’in “Hilafet Dönemi”dir. Nursi, Asr-ı Saadet’i örnek göstererek “adalet, meşveret (konuşup anlaşma, istişare) ve kanun hâkimiyeti” prensipleri çerçevesinde belirlediği bu modelin aslında <strong><em>“Meşrutiyet, demokrasi ve Cumhuriyet”ten başka bir şey olmadığını ifade eder.</em></strong><sup><strong>5</strong></sup><strong> </strong>Bediüzzaman yine <em>“Hürriyetin en geniş şekli Cumhuriyettir”</em><sup><strong>6</strong></sup><strong><em> </em></strong>diyerek Cumhuriyetin hürriyete en fazla değer veren siyasi bir sistem olması gerektiğini anlatmaktadır. Aksi taktirde hürriyetten yoksun bir Cumhuriyet içi boş bir istibdattan başka bir şey değildir.</p>
<p align="justify">Bediüzzaman Said Nursi, Meşrutiyetin ilanından sonra Başbakanlık vasıtası ile doğu vilayetlerine ve aşiretlere elli-altmış telgraf çekmiş ve <em>“Meşrutiyet ve kanunu esasî işittiğiniz mesele ise, hakikî adalet ve meşveret-i şer’iyeden ibarettir; hüsn-ü telâkki ediniz. Muhafazasına çalışınız. Zira dünyevî saadetimiz Meşrutiyettedir. Ve istibdattan herkesten ziyade biz zarardîdeyiz”</em><sup><strong>7</strong></sup> diyerek hürriyetin ve demokratikleşmenin en çok doğu vilayetlerinde yaşayanlara faydalı olacağını bundan yüz sene önce haber vermiştir.</p>
<p>Yine İstanbul’da yirmi bine yakın hemşerilerine, aldanmamaları için Meşrutiyeti ve hürriyeti anladıkları dille anlatır. <strong><em>“İstibdat, zulüm ve tahakkümdür. Meşrutiyet, adâlet ve şeriattır. Padişah, Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halîfedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa, Peygambere tâbi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar haydutturlar. Bizim düşmanımız cehalet, zaruret(yoksulluk), ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı; san’at, marifet, ittifak (ilim ve irfan, karşılıklı tanışma ve birlik) silâhiyle cihad edeceğiz.Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevk eden hakikî kardeşlerimiz Türklerle ve komşularımızla dost olup el ele vereceğiz. Zirâ husumette fenalık var, husumete vaktimiz yoktur.”</em></strong><sup><strong>8</strong></sup><strong><em> </em></strong>diyerek onları ikaz eder ve onların hürriyete sahip çıkmalarını ister.</p>
<p align="justify">Bediüzzaman’ın bundan bir asır önce söylediği <strong><em>“Dünyevî saadetimiz Meşrutiyettedir. Ve istibdattan herkesten ziyade biz zarar görüyoruz”</em></strong><sup><strong>9</strong></sup><strong><em> </em></strong>sözü bugün de geçerliğini korumaktadır.  </p>
<p align="justify"><strong>BÖLÜM III</strong></p>
<p align="justify"><strong>2. Eğitim</strong></p>
<p align="justify">İnsanın yaratılış amacının “taallüm (ilim öğrenme) ile tekemmül(kemale erme, olgunlaşma)” olduğunu izah eden Bediüzzaman’ın en önemli meselesi hayatı boyunca eğitim olmuştur. Kendisini eğitime adayan Bediüzzaman Doğu’da bir üniversite açılması amacı ile 1907 yılında İstanbul’a geldi. <strong>Amacı Ortadoğu’da açılan bu üniversite sayesinde Türk, Arap, Kürt, Ermeni ve diğer unsurların birliğini ve beraberliğini sağlayarak Osmanlı’nın parçalanmasını önlemek ve İslam birliğini temin etmekti.</strong> Projesini uygulamak amacı ile Sultan Abdülhamit ile görüşmeyi planlayan Bediüzzaman’ın bu isteği gerçekleşmedi. Daha sonra Sultan Reşat’ın Kosova seyahatine katıldı. Padişahın Kosova’da yapmak istediği üniversite projesine katkıda bulundu. Kendisine <strong><em>“Şark(Doğu)böyle bir darülfünuna daha ziyade muhtaç ve âlem-i İslam’ın merkezi hükmündedir”</em></strong><sup><strong>10</strong></sup><strong><em> </em></strong>dedi ve böyle bir üniversite için söz aldı. Ancak 1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı ve dünyada gelişen olaylar ile Osmanlı’nın yıkılması sonucu proje gerçekleşmedi. Daha sonra 1922 yılında geldiği TBMM’de aynı konuyu gündeme taşıdı. 163 milletvekilinin imzasını taşıyan önergesi kabul edildi. Van’da bir üniversite için 150 bin lira tahsisat ayrıldı. Ancak bu da o zamanki hükümetin<strong> “laiklik” </strong>ile ilgili düşünceleri yüzünden gerçekleşmedi.<sup><strong>11</strong></sup><strong> </strong></p>
<p align="justify">İlk olarak 1954 yılında, DP’nin Erzurum’da bir üniversite kurma teşebbüsü üzerine Bediüzzaman “İşte bu benim üniversitem” diyerek bu üniversiteye sevinçle sahip çıkar.<sup><strong>12</strong></sup> Hatta bu konuda 01.04.1954 tarihli Ulus gazetesinin Erzurum Üniversitesi aleyhindeki yazılarına cevap vermiştir.<sup><strong>13</strong></sup> Yine hayatının 55 yıllık gayesi olan böyle bir üniversite açma teşebbüsünden dolayı zamanın Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes’i tebrik eder. Aynı zamanda, bu meseleye dair Amerika ve Avrupa’da istişare ettikleri halde, hayatını böyle bir amaç için geçiren birisi olarak kendisinin fikrinin alınmamasına gücendiğini ifade eden bir serzenişte bulunur.<sup><strong>14</strong></sup></p>
<p align="justify">Değişen dünya şartları ve teknolojik gelişmelere paralel olarak eğitimde de yeniden yapılanma ve gelişim sürecini başlatmak isteyen Bediüzzaman’ın bundan yüz sene önce ortaya koyduğu proje gerçekten dikkate değerdir. Bediüzzaman kendisini anlayamayanlar için “On üçüncü asrın minaresinden, sureten medeni ve fikren mazinin en derin derelerinde bulunanlara”<sup><strong>15</strong></sup> hitap ettiğini söyler. Ancak “Nesl-i Cedit” adını verdiği yeni bir neslin bu projeyi gerçekleştireceğini belirtir. Erzurum’da açılan üniversite Bediüzzaman’ın yarı amacını gerçekleştirmiştir. <strong>Asıl amacı olan “din ve fen ilimlerinin beraber okutulduğu bir “Medresetü’z-zehra” henüz gerçekleşmemiştir.</strong></p>
<p align="justify"><strong>Bediüzzaman’ın bu projesinin çok iyi tahlil edilmesi gerekir. Bu proje, Bediüzzaman’ın önermiş olduğu ve çare olarak sunduğu bir eğitim projesi olan “Medresetü’z-zehra” projesidir.</strong> </p>
<p align="justify"><strong>Neden Medresetü’z-zehra ?</strong></p>
<p align="justify">Bediüzzaman bunu “din ve fen ilimlerini beraber okutarak akla, vicdana ve kalbe beraber hitap etmek, çeşitli dillerde eğitim yaparak yöre halkını bir arada tutmak ve Ortadoğu’daki milletleri fikir birliği etrafında birleştirmek, kabiliyet eğitimi vererek istidatları nemalandırmak, ihtisas alanları açarak akademik eğitim vermek, fen ilimlerini okuyan mektepliler ile din eğitimi alan medrese mensuplarını aynı amaç etrafında birleştirmek”<sup><strong>16</strong></sup> şeklinde özetlemiştir. Tabii ki bunun açılımında çok geniş bir kültür ortamı oluşacaktır. <strong>Bu da Ortadoğu’da büyük bir uyanışa ve sonuçta yüksek bir medeniyete zemin hazırlayacaktır.</strong></p>
<p align="justify">Doğuda “din hissi”nin hâkim olduğuna vurgu yapan Bediüzzaman yapılacak olan bir gelişim hamlesinin dini referanslarla ve dini atmosfer içinde gerçekleşmesi gerektiğini her zaman belirtmiştir. Eğitimde de bunun önemi üzerinde durarak dini ilimlerle beraber verilecek olan fenni bilgilerin hem gerçeği yansıtması, hem eğitimin birliğini sağlaması, hem de İslam kardeşliği ile birbirine sıkı sıkıya bağlı olan Müslüman milletlerin birliğini temin etmesi açısından önemi büyüktür.</p>
<p align="justify"><strong>Nasıl Bir Üniversite ?</strong></p>
<p align="justify">Üniversite eğitiminde “araştırma” ve “ihtisaslaşma” çok önemlidir. Bu demokratik eğitimin de temel unsurlarındandır. Kabiliyete göre, ihtisasa dayalı bir eğitimde ilim dalları arasında birlik ve bütünlük, birbirinden faydalanma ancak “demokratik bir eğitim” anlayışı ile sağlanabilir. Bu da araştırma, müzakere ve münazara usulünün uygulanması iledir. Bu hususa da önem veren Bediüzzaman devlet işlerinin meclisler tarafından yürütüldüğü bir çağda ferdi kabiliyetlerin yetersiz kalacağını düşünerek “ilimde ihtisaslaşma” yanında “Meclis-i mebusan-ı ilmiye” adını verdiği “İlmi şuraların” kurulmasını ve işletilmesini ister.<sup><strong>17</strong></sup><strong> </strong>Çünkü ilimlerin tekâmülü ile artık “bir şahıs birçok fenlerde ihtisas sahibi olamaz”<sup><strong>18</strong></sup><strong> </strong>“Umuma el atmak da umumu terk etmektir.”<sup><strong>19</strong></sup></p>
<p align="justify">Öyle ise “taksimu’l âmâl (ihtisaslaşma) ve teşrik-i mesâi (birlikte çalışıp, işbirliği etmek)”<sup><strong>20</strong></sup> kaidesi ile amel etmek gerekir. Bu da ilmi şuraların ve ortak tebliğlerin gerçekleşmesiyle olur. Bu daha etkin ve gerçekçi olacak ve bu durum insanların itimadını da sağlayacaktır.</p>
<p align="justify">Bediüzzaman günümüzde yapılacak ilmi çalışmaların bireysellikten kurumsallığa yönelmesinin ve ihtisas heyetlerince yapılmasının gerekliliği üzerinde de durur.<sup><strong>21</strong></sup> Kur’an tefsirinin dahi bir heyet tarafından yapılmasını önerir.<sup><strong>22</strong></sup> Tabii ki böyle bir şuranın da yüksek ilmi heyetlerden oluşması gerekir.<sup><strong>23</strong></sup></p>
<p>Said Nursî’ye göre meslek seçimi yapıldıktan sonra mümkünse herkes kendi seçtiği meslek ve san’atında ihtisas sahibi olmalıdır. Çünkü bir kimse birkaç meslekte ihtisas sahibi olamaz. Bir kişi benimsediği meslekte uzman olmalıdır. Yani işini çok iyi bilmelidir. Diğer konulardaki bilgilerini, uzman olduğu meslekteki başarı ve bilgilerine yardımcı kılmalıdır. Bediüzzaman’a göre kişinin bunu yapmayıp her meslekte uzman olmaya kalkışması halinde bilgisi çok fazla bir işe yaramayacaktır.</p>
<p>Nursî’ye göre, Cenâb-ı Hak her bir peygamberi bir sanatın piri olarak göndermiş, ve bunu bazı âyet-i kerimelerle insanlara ihsas ettirmiştir. Bunun farkında olan insanlar, her bir peygamberi kendi mesleklerinin piri olarak kabul etmişlerdir. Meselâ, gemiciler Hz. Nuh’u, saatçılar Hz.Yusuf’u, terziler Hz. İdris’i, demirciler de Hz. Davud’u pir ve rehber olarak tanımışlardır. Bu ayetler peygamberlerin, meslek seçiminde birer rehber olduklarını gösterdiği gibi, meslekte ihtisaslaşmanın da önemine vurgu yapmaktadır.</p>
<p>Bediüzzaman ferdi kabiliyetlerin ortaya çıkarılması gerektiği meyanında, herkesin fıtratına uygun bir iş yapması ve ona yönlendirilmesi gerektiği açısından “taksimü’l-’amal” (ihtisaslaşma) kanunu üzerinde büyük bir ehemmiyetle durmaktadır. Bediüzzaman’a göre, kâinatta hakim olan terakki ve tekemmül kanunu ‘taksimü’l-amal’ kaidesinden ortaya çıkmıştır. Bu kanuna itaat etmek farz iken ne yazık ki tamamen itaat edilmemiştir. Şöyle ki: Fıtratımızda ekilen yetenek ve meyillerimizle, ‘taksimü’l-amal’ kaidesine uyarak fen ve ilimlerde mütehassıs olarak farz-ı kifayeyi yerine getirmekle mükellef iken, yalancı bir hırs ve gösteriş merakıyla o yeteneklerimizi söndürdük. Allah’a isyan eden cehenneme girmeye müstahak olduğu gibi, hilkat denilen fıtrî şeriatın emrine uymadığımızdan cehalet cehennemine düşmeye müstahak olduk. Bizi bu azaptan kurtaracak olan da bu kanunla amel etmektir. Çünkü seleflerimiz bu kanunla amel ederek ilimlerin cennetlerine dahil oldular.”</p>
<p>Bütün bu hususları bundan seksen sene önce gündeme getiren Bediüzzaman’ın fikir ve önerilerine bu gün daha çok ihtiyacımız olduğu bir gerçektir.  </p>
<p><strong>BÖLÜM IV</strong></p>
<p><strong>3. Ekonomik Kalkınma</strong></p>
<p>Düşmanlarını cehalet, zaruret ve ihtilaf olarak belirleyen Bediüzzaman cehalete karşı eğitimi; zaruret denilen fakirliğe ve geri kalmışlığa da her zamanın geçerli ve temel meslekleri olan <strong>“ziraat, ticaret ve sanatı” tavsiye eder.” </strong>Maişet için tarik-i tabiî ve meşru ve zîhayat sanattır, ziraattır ve ticarettir; gayr-i tabii ise, memuriyet ve her nevi ile imarettir”<sup><strong>24</strong></sup> der. Memuriyeti ve idareciliği temel meslek olarak görmeyen Bediüzzaman “Memuriyete ve imarete giren, yalnız hamiyet ve hizmet için girmelidir”<sup><strong>25</strong></sup> diyerek memuriyet ve idareciliğin geçim kaygısı ile değil, millete hizmet etmek amacını taşıması gerektiğine dikkat çeker.</p>
<p>Bir ülkenin kalkınması müstahsillerin (üreticilerin) çoğalması ve müstehliklerin (tüketicilerin) az olmasına bağlıdır. Bir ülkede üreticiler azalır, tüketiciler çoğalırsa o ülke fakir düşer. Memurlar ve idareciler tüketici sınıfını teşkil ederler. Toplum hayatının devamı ve ihtiyaçlarının giderilmesi ancak sanat, ticaret ve ziraat alanındaki üretime bağlıdır. Şayet ihtiyaçtan fazla üretim olursa o zaman ülke halkı fazlasını dış ülkelere ihraç ederek ülke kalkınmasına ve zenginliğine hizmet etmiş olurlar. <strong>İsrafa alışan idareci ve memurların çok olduğu, tüketimin arttığı, üretimin azaldığı, herkesin gözünü devlet kapısına diktiği bir ülke fakir düşer.</strong><sup><strong>26</strong></sup><strong> </strong></p>
<p><strong>Ülkenin kalkınmışlığı ve geri kalmışlığı da yine ülke idaresinin hürriyetçi olup olmaması, demokratik değerlere sahip çıkıp çıkmaması ile doğru orantılıdır. Bilhassa ırkçılığı devlet politikası haline getirmiş ve devletçiliği ilke olarak benimsemiş bir “ulus devletin” ülkede yaşayan farklı ırk ve kökenden gelmiş, farklı dil ve kültüre sahip insanları şevk ve gayrete getirerek ülke kalkınmasına katması zordur. Böyle bir devlet tabiatı icabı monopoldür; yani tekelcidir. Tekelcilik ise kendisinden başkasına hayat hakkı tanımaz. Ekonomik monopolcülük de “serbest girişimi” önler. </strong></p>
<p><strong>Demokratik ve hürriyetçi değerlere değil de ulusal değerlere önem veren ve bunu halkının zihniyetine yerleştiren bir devlet yapısında halk devlete bağımlı hale gelir. Her şeyi devletten beklemeye başlar. Halka göre devlet her şeyi yapabilir. Ekonomiyi büyütür, insanları eğitir, besler, iş sahibi yapar, ticaret yapar, korur. Fakirliği ortadan kaldırır. Hatta devlet vatandaşlarının düşüncelerine ve inançlarına müdahale eder ve nasıl yaşamaları gerektiğine karar verir.</strong></p>
<p>Tarihte pek çok devletler kurulmuştur; ama hiçbiri 19. asırdaki “ulus devletler” gibi merkezileşmiş bir siyasal gücün bütün problemleri çözeceği beklentisini doğurmamıştır. <strong>“Devletçilik” prensibi güçlü devletleri kurmuş; ama adil ve halkının problemlerini çözen bir devlet yapısını kuramamıştır. Güçlü ulus devletler güçlerini kendi halkları üzerinde göstermişlerdir.</strong></p>
<p>Devlet hakkında fikir yürüten filozoflar da genellikle güçlü merkezi devlet yapısına destek vermişler ve bu konu üzerinde akıl yürütmüşler ve genellikle devletin güçlenmesi üzerinde durmuşlardır. Bunun için demokrasi de, halkın katılımı da hep güçlü devleti oluşturmak için kullanıldı. Bu da iktidarın hâkimiyetini ve insanların iktidar hırsını kamçılamaktan başka bir işe yaramadı. Bilimin, üniversitenin, sanatın, ziraatın ve ticaretin gücü daima sınırlandırılmak istendi. Bundan dolayıdır ki baskıcı rejimler daima hürriyetçi idareler karşısına zayıf kalmış ve halkına mutluluk ve refah sağlayamamıştır.</p>
<p><strong>Böyle bir devlet sıkıştığı zaman düşman üreterek ülkede birliği ve halkın desteğini sağlamayı amaçlar. Bunda başarılı da olur. Savaş böyle bir devletin gıdasıdır. Savaş bir ulus devlet için sağlıktır. Savaş demek mecburi askerlik, ağır vergiler, sıkı ekonomik politikalar ve muhalefetin bastırılması demektir. Milli savunma senaryoları devletin halkı savaş hedefleri doğrultusunda manipüle etmesini sağlar. Ulus devlet bundan dolayı halkını mutlu edemez ve ülkesinin kalkınmasına hürriyetçi ve demokratik devletler kadar hizmet edemez. Kalkınmanın ve gelişmenin ön şartı her şeyden önce hürriyetlerin önünü açmak ve katılımcı demokrasiyi tam olarak işletmektir.</strong></p>
<p>Bir devletin gerçek sahipleri o ülkede toprağı olan, iş yapan çiftçi, sanatkâr ve tüccarlardır. Bunlar devletin kurulmasında ve güçlenmesinde maddi ve manevi katkıları olan insanlardır. Üreten, vergi veren, askerin ve memurların maaşlarını ve ihtiyaçlarını karşılayan bunlardır. Devlet ister ulus devlet olsun, ister demokratik hürriyetçi ve liberal devlet olsun müteşebbis vatandaşları ile kalkınır ve zenginleşir. Vergi veren ve devletini ayakta tutan daima çalışan ve üreten müteşebbis insanlardır. Devlet çiftçileri, sanatkârları, tüccarları ve müteşebbisleri desteklediği, koruduğu müddetçe daha fazla vergi geliri elde eder. <strong>Devletin görevi savunma, koruma ve adalettir. Varlığının sebebi budur</strong>. Memurların görevi de halkına hizmet etmektir. Müteşebbisler de ancak hürriyet ortamında gerekli yatırım ve üretimi yapar, hürriyet içinde ticari hayatlarını daha kolay yürütebilirler. Hürriyet bu açıdan her şeyin güven kaynağıdır. Devlet müteşebbisini, çiftçisini, sanatlarını korumalı ve ancak yanlış yapanı cezalandırmalıdır.  </p>
<p><strong>Kalkınma Politikası</strong></p>
<p>Kalkınmanın maddi ve manevi iki temel sebebi olduğunu ifade eden Bediüzzaman bunları şöyle özetler: Kalkınmanın maddi sebepleri yeraltı, yer üstü ve insan kaynaklarıdır. Bu kaynakların yerinde ve bilgiye dayalı olarak kullanılması kalkınmanın ve gelişmenin temelini teşkil eder. Manevi sebep ise “Nokta-i istinad” (Dayanma noktası) denilen “Kuvve-i Maneviye”dir.<sup><strong>27  </strong></sup></p>
<p>Nokta-i istinad Kâinatta cereyan eden ve insana dehşet verip âciz bırakan hâdiseler karşısında insanın çok kuvvetli bir yere dayanmaya ve güvenmeye olan fıtri ihtiyacı olarak da tanımlanır.  </p>
<p>İnsan çok iyi bir nokta-i istinad bulursa en ağır ve büyük işlere karşı mübarezeye(mücadelede) kendinde kuvvet bulur.</p>
<p>İnsanlar gerek devletten ve gerekse milletten aldığı güçle büyük bir ümitle yola çıkarsa yapamayacağı iş yoktur. “İnsanları canlandıran emeldir; öldüren yeistir.”<sup><strong>28</strong></sup> <strong>“Bir nokta-i istinad bulsam küre-i zemini yerinden oynatabilirim” </strong>diyen bir ilim adamı gibi geleceğe ümitle bakan bir insanın da nokta-i istinat bulduğu takdirde küre-i arz gibi büyük işleri çevirebileceğini ifade etmiştir.</p>
<p><strong>Müslümanların bilhassa “din duygusu”nun daha fazla hâkim olduğu Doğu’da geri kalmışlığa, cehalete ve her çeşit bölünmüşlüğe karşı kurtuluş çaresi, dindir. Çünkü din “muhabbet ile ittihadı (muhabbet ile birliği), marifet ile imtizac-ı efkârı (karşılıklı tanışma ile fikirlerin kaynaşmasını), uhuvvet ile teavünü (kardeşlik duygularıyla yardımlaşmayı)”</strong><sup><strong>29</strong></sup><strong> emretmektedir. Kalkınma politikaları ancak bu gibi esaslara dayanırsa sonuç verir. Aksi takdirde yapılan bütün yatırımlar ve kaynaklar yok olur gider.</strong></p>
<p>Bediüzzaman’a göre bu konudaki çalışmalarda samimiyetin ölçüsü “muhabbet, hürmet ve merhamettir.” Zira “Hamiyet, muhabbet, hürmet ve merhametin netice-i zaruriyesidir. Onsuz olmaz ve illa yalandır, sahtekârlıktır.”<sup><strong>30</strong></sup><strong> </strong></p>
<p><strong>Devletin bu konudaki görevi gerek yeraltı ve yerüstü, gerekse insan kaynaklarının kullanımında planlama, güven oluşturma ve yardımlaşmayı kolaylaştırma gibi temel stratejilerdir. Bu hususlar da yine dinin kutsal emirleri ile takva ve salâbet-i diniye ile olur. İnancı sarsılmış ve ahlakı bozulmuş bir toplumu idare etmek çok zordur. Böyle bir toplumda güveni sağlamak ve yardımlaşma unsurlarını harekete geçirmek ancak din ile olur.</strong><sup><strong>31</strong></sup><strong> Asayiş ve güven oluşturulduktan sonra kalkınma politikaları uygulanabilir.</strong> </p>
<p><strong>Hürriyet ile Girişimcilik (Teşebbüs-ü Şahsi)</strong></p>
<p>Teşebbüs-ü Şahsi bir ülkenin kalkınması için en önemli unsurdur. Bediüzzaman daha asrın başında Doğu Anadolu’da yaptığı seyahatlerinde girişimciliğe dikkat çekmiş ve onları teşebbüs-i şahsiye dediği girişimciliğe teşvik etmiştir. Doğu halkının Şafi olduğunu, Şafiilerin ise imama uymuş bile olsa namazdaki Fatiha’yı her bireyin okumasının dinin emri olduğuna dikkat çeker. Bunu girişimciliğe delil ve örnek gösterir. “İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır”<sup><strong>32</strong></sup> ayetinin de “Teşebbüs-ü şahsiye”ye davet ettiğini nazara verir.<sup><strong>33</strong></sup> Onları Doğu insanının dindarlığına uygun olan meşrutiyet ve hürriyete sahip çıkmaya ve girişimci olmaya çağırır.</p>
<p>Hür bir zeminde yola çıkan bir müteşebbis elbette başarılı olacaktır. Bunun için emniyetin tesisi şarttır. Geleceğine güvenle bakamayan bir müteşebbisin harekete geçmesi beklenemez. Bediüzzaman 1910 senesinde Doğu ilerine yaptığı seyahat Osmanlı dönemine rastlamaktaydı. Devletin ırkçılığa ve farklılıkları inkâra dayanan politikaları yoktu ve Kürtçülüğe dayanan bir terör de söz konusu değildi. Bediüzzaman o dönemin şartlarında “hür teşebbüs”ü tavsiye ediyordu. “Ağam bilir” umursamazlığını tenkit ederek herkesi hürriyet içinde kalkınmaya davet ediyordu.</p>
<p align="justify"><strong>BÖLÜM V</strong></p>
<p align="justify"><strong>4. Irkçılık ve Zararları (Irkçılığın Terkedilmesi)</strong></p>
<p align="justify">Irkçılığın temel kaynağı, Hz.Adem ile Iblis’in mücadelesine kadar gider. Sonuçta ırkçılık ve üstünlük güden iblis kaybetmiştir. Tıpkı Turancılık güden İttihat ve Terakki gibi, Naziler gibi sonları hep hüsran olmuştur. Geride sadece acılı ve ızdıraplı milletler ve enkaz yığınları kalmıştır.</p>
<p>Irkçılık her yönüyle dinimizce de yasaklanmıştır. Zulmederek, diğer ırkları aşağılayarak ve küçük düşürerek, ayrılıkları ateşlendirecek, insanları birbirine düşürecek, toplum hayatını altüst edecek ırkçılığı, İslâmiyet kesinlikle yasaklamıştır. Hattâ zulme, haksızlığa, ayrılığa sebep olabilecek her türlü bölgecilik, kabilecilik, aşiretçilik ayrımını da reddetmiştir.</p>
<p><strong>Hatta Biz ecdadımızı kuru bir ırkçılık namına değil, Bediüzzaman’ın tabiriyle, İslâmiyet’in bayraktarı olmaları cihetiyle sevebiliriz. Yoksa, dedemizin alim olması bizi cehaletten kurtarmadığı gibi, ecdadımızın İslâm’a yaptığı hizmetler de bizim tembelliğimize, gevşekliğimize, gayretsizliğimize kefaret olmaz. </strong></p>
<p>Bediüzzaman’a göre ırkçılık ideolojik ve düşünce bakımından İslâmın dünya görüşüne uymadığı gibi pratik açıdan da İslâm toplumlarına fayda sağlamaz. Ona göre ırkçılık düşüncesi Batıdan “içimize sokulan” bir <strong>“firenk illeti”</strong>dir. <strong>Amacı İslâm toplumlarını parçalamak ve onları koloni haline getirerek sömürmektir. Bediüzzaman, İslâm toplumlarının başına gelen en büyük felaketlerin ırkçı politikalardan kaynaklandığını iddia eder. </strong>Emevilerin Müslümanlara verdiği büyük zarar ve felaket onların ırkçı eğilimlerinden kaynaklanmıştır. Aynı şekilde 1908 sonrası Osmanlı toplumunda ortaya çıkan “kulüpler” de ırkçı nitelikler taşıdığından büyük bir imparatorluğun dağılmasına yol açmıştır. Cumhuriyet sonrası ırkçı yaklaşım ve politikalar ise “gizli dinsizlerin” ayrılık tohumları ekerek Müslümanların huzur ve rahatını bozup Anadolu insanını anarşi ve kaos ortamına sürüklemek amacını taşımaktadır. <sup><strong>34</strong></sup></p>
<p>“Frenk illeti tabir ettiğimiz ırkçılık, unsurculuk fikriyle Avrupa, âlem-i İslâmı parçalamak için içimize bu firenk illetini aşılamış(tır). Fakat bu hastalık ve fikir, gayet ve zevkli ve cazibedar bir halet-i ruhiyye (cazip manevi iç hal) verdiği için, pek çok zararları ve tehkileleriyle beraber her millet cüzi kulli bu fikre iştiyak (arzu, şevk) gösteriyorlar.” <sup><strong>35</strong></sup></p>
<p>Hatta Bediüzzaman gerek İslâmi şuur ve kültürden uzaklaşmış aydınlar, gerekse Batı politikalarının inceliklerini kavramayan avam tabakasına hoş gelen ulusçuluk fikrinin Müslümanlar için basit bir tehlike değil, öldürücü bir zehir olduğuna dikkati çeker: “Unsuriyetperverliği Avrupa’nın bir nevi firenk illeti olduğundan bir zehr-i katil nazarıyla bakmışım. Ve Avrupa o firenk illetini İslâm (milletlerinin) içine atmış; ta (Müslümanlar arasında) tefrika versin, parçalasın, (onları) yutmasına hazır olsun”<sup><strong>36</strong></sup></p>
<p>Başka bir yerde ise, “Unsuriyet ve menfî milliyet esasları adaleti ve hakkı takip etmediğinden zulmeder. Adalet üzerine gitmez. Çünkü, unsuriyetperver bir hâkim, milletdaşını tercih eder, adalet edemez.”<sup><strong>37</strong></sup> diyerek unsuriyet ve ırkçılığın adalet ve hakkı gerçekleştirme yolunda ciddî bir engel olduğunu vurgular.</p>
<p><strong>Irkçılık ve ulusçuluk bünyesinde taşıdığı zulüm, sömürü ve köleleştirme nitelikleriyle Müslüman birey ve toplumun vasfı olamayacak bir cehalet ve küfür vasfıdır. </strong></p>
<p>19. yüzyıldan itibaren teknolojinin gelişmesi ile ırkı esas alan devletler ırkçılık hesabına dünyayı büyük savaşlara itmiş ve büyük buhranlara sürüklemişlerdir.   II. Dünya Savaşı’nın Avrupa’da yol açtığı felaketten sonra devletler, kendi uluslarını korumak amacıyla uluslararası organizasyonlara ihtiyaç duydu. Irkçılığın ne derece zararlı olduğu yaşanan acı tecrübelerle ortaya çıktı ve Avrupa günümüzde, topraklarında savaş olmayan bir kıta kurdu.</p>
<p>Dünya olaylarını Kur’an penceresinden takip eden Bediüzzaman Menderes’e yazdığı bir mektubunda seksen senelik ömrünü milletin selameti için feda eden, hiçbir dünyevi amaç taşımayan ve sadece milletin menfaati için çalışan, padişahlık, tek parti ve demokrasi döneminde bütün siyasi olaylarının içinde bulunarak kazandığı tecrübelerini de dikkate alarak birkaç nasihatini dinlemesini ister.</p>
<p>Bediüzzaman mezkûr mektubunda hükümetlerin devletlerarası ittifaklar kurmalarını “Sulh-u Umumi” dediği dünya barışına, kalkınmaya ve her nevi anarşi ve teröre karşı en büyük tedbir olarak gördüğünü ifade eder. DP’nin Pakistan ve Irak ile kurduğu “Bağdat Paktı”nı tebrik ederek alkışlar. Bu paktın Arap ve Türklerin yakınlaşmasına ve İslam dünyasının uyanmasına sebep olacağını söyler. Irkçılığın yıkıcı ve menfi bir hareket olduğunu, başkalarının zararı ile beslendiğini, bunun da ırkçılığın seciyesi ve tabiatının gereği olduğunu ifade eder. Müslümanları birleştiren en önemli hususun İslamiyet olduğunu nazara verir. Türklerin asla ırkçı olmaması gerektiğini ve ırkçılıkta hiçbir kazancının olmayacağının altını çizer. Bediüzzaman’a göre Türk milleti dünyanın her tarafında Müslüman olarak tanınmış ve Türk ırkı İslamiyet’le kaynaşmıştır. Türklüğü Müslümanlıktan ayırma imkânı kalmamıştır. Türk, Müslüman demektir. Hatta Müslüman olmayan kısmı Türklükten de çıkmışlar ve başka milletlere karışmışlardır. Bulgarlar ve Macarlar gibi. Aynı şekilde Araplar da Araplıkları ile değil, Müslümanlıkları ile tanınmışlardır. Araplar da İslamiyetle mezc olmuşlardır. Bunun için gerek Türklere, gerekse Araplara ırkçılık çok büyük tehlikedir. Her iki milletin “Hakiki milliyetleri İslamiyet’tir. O kâfidir.”<sup><strong>38</strong></sup> Türkler ile Arapların ortak özellikleri İslamiyet’e olan hizmetleridir.</p>
<p>“Irak ve Pakistan ile yapılan ittifak ve anlaşma bu açıdan çok mühimdir. En büyük faydası da ırkçılığın önlenmesidir. 4-5 milyon ırkçı yerine 400 milyon Müslüman ve 800 milyon bölge halkının dostluğu kazanılmış olacaktır. Bunun sonucunda ortaya çıkacak olan barıştan dünya milletlerinin ve bu barışa çok ihtiyacı olan Hıristiyanlık dünyasının ve diğer din mensuplarının dostluklarını bu millete ancak bu şekilde kazandırma imkânı vardır.”<sup><strong>39</strong></sup></p>
<p>Ülke düşmanlarının ve menfaatlerini Türk ve Müslümanların zararında gören ve bunun için ifsat komitelerini harekete geçiren Batılıların ifsatlarından yöre halkını kurtarmanın çaresini de<strong> “İman birliğini tesis etmek, din ve fen ilimlerinin beraber okutulacağı üniversiteleri açmak ve Müslümanların arasındaki kardeşliği yeniden kurmak” olduğunu belirtir. Bunun sonucunda Avrupa medeniyeti ile İslam medeniyetini birleştirmek de mümkün olacaktır.”</strong><sup><strong>40</strong></sup><strong> </strong></p>
<p>Irkçılığın zararlarını bir misalle izah eden Bediüzzaman, Van’da iken hamiyetli bir Kürt talebesinin İslam terbiyesi ile “Bir Müslüman Türk’ü fâsık bir kardeşime tercih ederim” dediği halde İstanbul’da girdiği mekteplerde Irkçı bir muallimden etkilenmesi sonucu “Ben şimdi gayet fasık, hatta dinsiz bir Kürdü salih bir Türk’e tercih ediyorum” dediğini nakleder. Bediüzzaman birkaç sohbet sonunda onu ikna eder ve “Türklerin bu millet-i İslamiyenin kahraman bir ordusu” olduğunu kabul ettirir. Bediüzzaman Ankara’da bulunduğu dönemde TBMM’de bulunan mebuslara bu misali verdikten sonra sorar: “Doğu’da bulunan 5 milyon Kürt, 100 milyona yakın İranlı ve Hintli, 70 milyon Arap, 40 milyon Kafkas var. Birbirine komşu ve misafir olan bu milletlere Kürt talebenin Van’da aldığı iman dersi mi, yoksa İstanbul’da mektepte aldığı ırkçılık dersi mi daha çok lâzımdır?”<sup><strong>41</strong></sup>  </p>
<p><strong>BÖLÜM VI</strong></p>
<p><strong>Milletlerin Saadeti Dostluk ve Sevgidedir</strong></p>
<p>Bediüzzaman’a göre Doğu Anadolu’nun ve Ortadoğu’nun saadeti ve selâmeti Ermeniler dâhil Arap, Türk, Kürt, Süryani ve diğer milletlerle ittifak içinde ve dost olmaya bağlıdır.<sup><strong>42</strong></sup> Dostluğun sebeplerinden en önemlisi komşuluk ve ortak menfaatlerdir. Komşuluğun devamı ve ortak menfaatlerin kazanımı akıl, ilim ve meyli terakkiye bağlıdır. Bütün bunlar ise sevgi ve muhabbetle sağlanacaktır.</p>
<p>“Husumet ve adavetin (düşmanlık) vaktinin bittiğini” söyleyen Bediüzzaman “İki Harb-i Umumi (dünya savaşları), adavetin ne kadar fena ve tahrip edici ve dehşetli zulüm olduğunu gösterdi. İçinde hiçbir fayda olmadığı tezahür etti. Öyle ise, düşmanlarımızın seyyiatı (kötülükleri) &#8211; tecavüz olmamak şartıyla &#8211; adavetinizi celp etmesin”<sup><strong>43</strong></sup> demektedir.</p>
<p>Muhabbetin sebeplerini sayarken komşuluk yanında “iman, İslamiyet, cinsiyet ve insaniyet”<sup><strong>44</strong></sup> gibi nurani bağlar olduğunu ifade eden Bediüzzaman “İman ve İslamiyet”in bu bağlamdaki önemine değinir. Devamında “cinsiyet ve insaniyet” gibi ortak değerlerin de bütün insanları, ırkları ve dilleri ne olursa olsun, sevgi ile birleştirmesi gerektiğini ifade eder.</p>
<p>Bediüzzaman bilhassa Müslümanların “komşularını, hemcinslerini insan olmak yönüyle sevmelerinin” dinin emri ve gereği olduğuna dikkat çeker. “Muhabbet, uhuvvet (kardeşlik) ve sevmek islâmiyetin mizacıdır, rabıtasıdır”<sup><strong>45</strong></sup> der. Müslümanları tüm insanlarla ve bilhassa komşuları ile dost olmaya davet eder.</p>
<p><strong>Sevgi ve muhabbetin oluşması ise ırkçılığın terk edilmesine ve farklılıkların birer zenginlik olarak kabul edilmesine bağlıdır. </strong>Doğu’nun önemli şair ve ediplerinden olan Şeyh Sadi-i Şirazi’nin dediği gibi “İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârâne muaşeret ve düşmanlarına sulhkârâne muamele etmektir.”<sup><strong>46</strong></sup> İdarecilerin ve devletin toplum üzerindeki en önemli görevi asayişi ve barışı korumaktır.  </p>
<p><strong>Muhabbet ve Sevginin Kaynağı İman Kardeşliğidir</strong></p>
<p>Doğuda din ve iman hâkimdir. Halkın birliğini ve beraberliğini sağlayacak, eğitime ve maddi-manevi terakkiye sevk edecek olan dindir. Dini referanslarla yapılan bir teşvik ve sakındırma halk üzerinde daha müessir olur. Birliği sağlayacak olan ancak dindir.</p>
<p>Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de “Mü’minler kardeştir”<sup><strong>47</strong></sup> buyurur. Mü’minlerin ortak inancı olan iman kalplerin birleşmesi ile sonuçlanır. Bu da toplumda birliği ve beraberliği temin eder. Bediüzzaman bu hususu “Tevhid-i imanî elbette tevhid-i kulûbü ister; vahdet-i itikat dahi vahdet-i içtimaiyeyi iktiza eder”<sup><strong>48</strong></sup> demektedir. İman ve vatan birliği insanların birliğini sağlayan en önemli iki sebeptir. En kuvvetli bağ iman bağıdır. Çünkü iman ile esma-i ilâhiye sayısınca birlik bağları oluşur. Bediüzzaman bu gerçeği <strong>“her ikinizin Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir, bir, bir, bine kadar bir, bir. Hem peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir; yüze kadar bir, bir”</strong><sup><strong>49</strong></sup> diyerek imanın sağladığı birlik bağlarının binleri geçtiğini ifade etmektedir. İman bağı güçlü bir şekilde inananları birbirine bağlar.</p>
<p>Vatan ve komşuluk bağları ise iman bağı kadar güçlü değildir. Bir vatanda yaşamaktan kaynaklanan birlik bağı “Köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir, ona kadar bir, bir”<sup><strong>50</strong></sup> şeklinde ifade edilebilir. Bir vatanda yaşayan insanların birliği inanç birliği ile beraber olursa daha mükemmel ve güçlü bir şekilde vatandaşları birbirine bağlar. Buna göre de sevgi ve muhabbet oluşturur. Bir ülkede beraber yaşamak güçlü bir milleti oluşturmaz; ancak imandan kaynaklanan inanç birliği milleti oluşturur.</p>
<p><strong>Bütün bu gerçeklerden anlaşılmaktadır ki, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ve Ortadoğu’da birliği ve dirliği sağlamanın yolu dinden ve dine değer vermekten geçer. İnsanlar arasında sevgi ve muhabbeti oluşturmanın yolu da dinden geçer</strong></p>
<p><strong>SONUÇ</strong></p>
<p>Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ve devamı olan Ortadoğu’da bir asra varan süre devam eden cehalet, fakirlik ve ihtilaf ve bunlardan kaynaklanan istikrarsızlık ve terör çözümsüz değildir. Her şeyin bir çaresi vardır ve iyi niyetle yaklaşım sergilendiği zaman kısa zamanda çare bulmak da mümkündür. Yeter ki sağduyulu davranılsın ve akılcı bir yol takip edilsin.</p>
<p>Doğu’da ve Ortadoğu’da henüz bu gibi problemler ortaya çıkmamışken geleceği görerek zamanın idarecilerini ikaz eden ve ileri görüşlülüğü günümüz hadiseleri ile de tescil edilen Bediüzzaman’ın fikirlerine ve önerilerine kulak vermek günümüz idarecilerine kalmıştır. Günümüzde Bediüzzaman yok; ama yığılarak devam eden problemlere işaret ettiği çözümler karşımızdadır.</p>
<p><strong>Bediüzzaman’ın önerilerini “Demokratikleşme, ırkçı politikalardan vazgeçerek iman kardeşliğini yeniden tesis etme, komşularımızla dost olma, din ve fen ilimlerinin beraber okutulduğu eğitim müesseseleri, sürdürülebilir ekonomik kalkınma ile hür teşebbüse önem verme” şeklinde özetlemek mümkündür. Bütün bunların gerçekleşmesi hürriyetçi ve katılımcı demokrasi ile mümkün olabilecektir. </strong> </p>
<p><strong>Teşekkür : </strong>M.Ali Kaya’nın “Doğu ve Ortadoğu Problemlerine Bediüzzaman’dan Çözüm Önerileri ” adlı eseri, Risale-i Nur Enstitüsü sitesinde yayınlanan makaleler, Prof.Dr. Bünyamin Duran’ın ve Sayın Sadık Yalsızuçanlar’ın makaleleri, Sayın Mehmet Yılmaz Bey’in teşvik ve destekleri, Derin Düşünce Grubu üyeleri ve yorumcuları ile yaptığımız tartışmalar bu yazı için bilgi ve ilham kaynağı olmuştur. </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2007/09/16/pkk-ters-giden-nedir-bundan-sonra-nereye/" target="_blank"></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2009/01/08/mustafa-islamoglu/" target="_blank"></a></p>
<p> </p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ul>Aclunî, Keşfu’l-Hafa, Beyrut-1352.</ul>
<ul>Aliyyu’l-Muttaki, Kenzu’l-Ummal, Halep-1974.</ul>
<ul>Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı,</ul>
<ul>Divan-ı Harb-i Örfî, 1993-İstanbul.</ul>
<ul>Emirdağ Lahikası, 2001-İstanbul.</ul>
<ul>Hutbe-i Şamiye, 1993-İstanbul.</ul>
<ul>İşaratü’l-İ’câz, 1998-İstanbul.</ul>
<ul>Lem’alar, 2001-İstanbul.</ul>
<ul>Mektubat, 1998-İstanbul.</ul>
<ul>Muhakemât, 1998-İstanbul.</ul>
<ul>Münazarat, 1993-İstanbul.</ul>
<ul>Sünuhat, 1996-İstanbul.</ul>
<ul>Tarihçe-i Hayat, 1998- İstanbul.</ul>
<ul>Münavi, Feyzu’l-Kadir, Tarihsiz-Beyrut.</ul>
<ul>Gazali, İhya-ı Ulum, İstanbul-1985.</ul>
<ul>İmam-ı Muhammed Serahsi, Şerh-u Siyeru’l-Kebir, Tarihsiz-1335.</ul>
<ul>Münzirî, Et-Tergib ve’t-Terhib, Tarihsiz-Kahire.  </ul>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<ul>1. Divan-ı Harb-i Örfî, s. 89.</ul>
<ul>2. Aclunî, Keşfu’l-Hafa, 1:462 (Hadis No: 1515).</ul>
<ul>3. Divan-ı Harb-i Örfî, s. 22.</ul>
<ul>4. Divan-ı Harb-i Örfî, s. 22.</ul>
<ul>5. Divan-ı Harb-i Örfî, 69; Hutbe-i Şamiye, (1993-İstanbul) s. 85.</ul>
<ul>6. Tarihçe-i Hayat, (1998-İstanbul) s. 204.</ul>
<ul>7. Divan-ı Harb-i Örfi, s. 21.</ul>
<ul>8. Divan-ı Harb-i Örfî, s. 23.</ul>
<ul>9. Divan-ı Harb-i Örfi, s. 21.</ul>
<ul>10. Tarihçe-i Hayat, s. 93.</ul>
<ul>11. Tarihçe-i Hayat, 128-129; Emirdağ Lâhikası, s. 404, 437-440.</ul>
<ul>12. Emirdağ Lahikası, s. 404, 437-440.</ul>
<ul>13. Emirdağ Lahikası, s. 404.</ul>
<ul>14. Emirdağ Lahikası, s. 440.</ul>
<ul>15. Tarihçe-i Hayat, s. 75.</ul>
<ul>16. Münazarat, (1993-İstanbul) s. 127-129.</ul>
<ul>17. Sünuhat, (1996-İstanbul) s. 33.</ul>
<ul>18. İşaratu’l-İ’câz, (1998-İstanbul) s. 117; Muhakemat, (1998-İstanbul) s. 137.</ul>
<ul>19. Muhakemat, s. 24.</ul>
<ul>20. Lem’alar, s. 168-169.</ul>
<ul>21. Sünuhat, s. 33.</ul>
<ul>22. İşaratü’l-İ’câz, s. 13-14.</ul>
<ul>23. Sünuhat, s. 33.</ul>
<ul>24. Münazarat, s. 78.</ul>
<ul>25. Münazarat, s. 78-79.</ul>
<ul>26. Lem’alar, s. 206.</ul>
<ul>27. Sünuhat, s. 77-79.</ul>
<ul>28. Hutbe-i Şamiye, s. 49, 126; Sünuhat, s. 79.</ul>
<ul>29. Sünuhat, s. 79.</ul>
<ul>30. Sünuhat, s. 81.</ul>
<ul>31. Lem’alar, s. 174.</ul>
<ul>32. Necm, 53:39.</ul>
<ul>33. Divan-ı Harb-i Örfî, s. 57-61.</ul>
<p>        34. Nursî, Emirdağ Lâhikası, c. II, s. 194.</p>
<p>        35. Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 132.</p>
<p>        36. Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 65-66.</p>
<p>        37. Nursî, Mektubat, ss. 65-66.</p>
<ul>38. Emirdağ Lâhikası, s. 438.</ul>
<ul>39. Emirdağ Lâhikası, s. 438.</ul>
<ul>40. Emirdağ Lâhikası, s. 437-440.</ul>
<ul>41. Emirdağ Lâhikası, s. 438.</ul>
<ul>42. Münazarat, s. 67.</ul>
<ul>43. Hutbe-i Şamiye, s. 57.</ul>
<ul>44. Hutbe-i Şamiye, s. 58.</ul>
<ul>45. Hutbe-i Şamiye, s. 58.</ul>
<ul>46. Mektubat, s. 258.</ul>
<ul>47. Hucurat, 49:10.</ul>
<ul>48. Mektubat, s. 254.</ul>
<ul>49. Mektubat, s. 255.</ul>
<ul>50. Mektubat, s. 255. </ul>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/turkiyederindusunce.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/turkiyederindusunce.wordpress.com/18/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/18/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/18/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/18/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/18/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/turkiyederindusunce.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/turkiyederindusunce.wordpress.com/18/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/18/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=18&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/bediuzzaman%e2%80%99la-ortadogu-problemlerine-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/eb8e998999f6f0a11e802f908341d2eb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">okayy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090201_derin_dusunce_org_bediuzzaman_said_nursi.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">20090201_derin_dusunce_org_bediuzzaman_said_nursi</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Batılılaşma eşcinsel düşmanlığını yaygınlaştırdı</title>
		<link>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/batililasma-escinsel-dusmanligini-yayginlastirdi/</link>
		<comments>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/batililasma-escinsel-dusmanligini-yayginlastirdi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 18:38:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okayy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Bulaç]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş]]></category>
		<category><![CDATA[Batılılaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil İpekçi]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet mitingleri]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[homofobi]]></category>
		<category><![CDATA[homofobik]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık çağlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk medyası]]></category>
		<category><![CDATA[uygar]]></category>
		<category><![CDATA[yani modernleşme]]></category>
		<category><![CDATA[İslamofobi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkiyederindusunce.wordpress.com/?p=15</guid>
		<description><![CDATA[Ali Bulaç-Bülent Ersoy-Cemil İpekçi arasındaki tartışma üzerinden Türk medyası birkaç gündür eşcinsellik ve homofobi meselelerini manşete taşıyor… Ali Bulaç’ı da, Cemil İpekçi’yi de özel bir ısrarla programa davet eden bizzat benim. Bülent Hanım da programa kendisi bağlanmak istedi ve bence son derece verimli ve yararlı bir tartışma oldu programda… Bir mayın tarlası hassaslığında olan bu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=15&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4908" title="20090517_derin_dusunce_org_homofobi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090517_derin_dusunce_org_homofobi.jpg" alt="" width="191" height="215" />Ali Bulaç-Bülent Ersoy-Cemil İpekçi arasındaki tartışma üzerinden Türk medyası birkaç gündür eşcinsellik ve homofobi meselelerini manşete taşıyor… Ali Bulaç’ı da, Cemil İpekçi’yi de özel bir ısrarla programa davet eden bizzat benim. Bülent Hanım da programa kendisi bağlanmak istedi ve bence son derece verimli ve yararlı bir tartışma oldu programda… Bir mayın tarlası hassaslığında olan bu konu büyük bir nezaket ve zarafet içinde konuşuldu. Fakat kimse de eyyam yapmadı ve kanaatlerini söyledi… Öncelikle şu gözden kaçırılıyor… Ali Bulaç, 2004 yılında AB uyum yasaları çerçevesinde yapılan hukuki düzenlemelerle birlikte, eşcinsellerin özel hayatlarının güvenceye kavuşmasını destekleyen konuşmalar yaptı. Programın bandını yeniden seyrettim. Bu yasal güvence meselesini programda birkaç defa vurgulamış Bulaç… Programda çok daha homofobik laflar başkaları tarafından söylendi. Bunlar da gözden kaçırılıyor. Bulaç “İslami kimlik” sahibi olduğu için özellikle Bulaç’a yükleniliyor. Bu ülkede çok ciddi bir homofobi sorunumuz var. Bu kesin… Fakat aynı zamanda bu ülkede kimi çevrelerde çok ciddi bir İslamofobi sorunu da var. Arslan Bulut’un sözlerini es geçip hususi olarak Bulaç’a yüklenme tavrı buradan kaynaklanıyor… <strong>Sahici anlamda vicdanlı tavır İslamofobi ve homofobi illetlerine aynı anda karşı çıkmayı gerektiriyor. Bir insanın eşcinsel kimliği sebebiyle ne olursa olsun “doğru düzgün” biri olamayacağına yönelik bağnaz inançla, bir insanın İslami kimliği sebebiyle ne olursa olsun “uygar” olamayacağına yönelik bağnaz inanç arasında fark yok…</strong> Üstelik Türkiye’nin bir başka gerçeği de “hem İslamofobik hem de homofobik” bir başka kitlenin de bu ülkede kilit yerlerde var olduğudur. Ali Bulaç’a sözleri sebebiyle kızan Cemil İpekçi geçen sene bir geceyarısı beni arayıp Sabih Kanadoğlu’nun homofobik sözleri sebebiyle AİHM’e gidilmesi gerektiğini yazmamı rica etmişti… <strong>Türkiye’nin ironisi Cumhuriyet mitinglerine katılan kitlelerin çoğunluğunun da eşcinsellik konusunda Ali Bulaç’tan farklı düşünmemesidir…</strong> Cemil İpekçi bunu bilen bir insan, o sebeple de kendine “laik” diyen bu kesimi çok eleştiren, laik kesimin çifte standartlı yapısını açık eden ve dindarlara yapılan haksızlıklara sonuna kadar karşı çıkan bir insan, sırf bu sebeple aynı “laik medya” İpekçi’ye de az saldırmadı… Bunu da unutmayalım…</p>
<p>Öte yandan bence hem Müslüman entelektüellerin hem de “Ortaçağ karanlığı”ndan korkan kesimlerin eşcinsellik ve modernlik meselesine daha bir ciddiyetle odaklanması gerekiyor… Çünkü bu alanda her iki kesimin de önyargılarını tuz buz edecek bir tablo var karşımızda… Bu İslam toplumlarının tarihi için de genel bir insanlık tarihi için de aynı şekilde geçerli… Batı üniversitelerinde <em>eşcinsellik çalışmaları</em> ile ilgili kürsüler var. Bu alanda çalışan çok ciddi sosyal bilimciler ve tarihçiler var. Bu akademisyenlerin de üzerinde ittifak ettiği temel noktalar var…</p>
<p>O noktaların en temel olanı da modernleşme denilen sürecin homofobi olgusunu arttırdığı ve yaygınlaştırdığı gerçeğidir… <strong><em>Aydınlanma Çağı</em> diye anılan dönemde eşcinsellere yönelik tolerans artmamış, bilakis azalmıştır. Hatta eşcinsellere yönelik inkâr ve imha politikalarının sistemleştiği dönem <em>Aydınlanma</em> sürecini takip eden asırlardır…</strong> Batı dünyası ancak 1960′larla birlikte kendi yarattığı disiplinli modernliği tamamen terk edebilmiştir. Bu geç-modern dönemin ya da postmodernitenin yeni realitesidir… <strong>Modernliğin asırları modernleşmekte olan tüm toplumları daha katı görgü kurallarına, utanmak kavramının merkeze alındığı daha disiplinli bir toplumsal yapıya, duyguların “uygarlık” gereği daha fazla bastırılması gerektiği düşüncesine sevketmiştir…</strong> Modernite çok daha disiplinli, çok daha denetleyici ve gözetleyici bir toplumsal yapı üretmiştir… Ayıp ve utanç kavramının egemenliğini ilan ettiği asırlar Ortaçağ zamanları değildir. Bu konuda çalışan tüm tarihçilerin ittifak etiği üzere Batı’da modernliği önceleyen dönem esrimenin, öz-denetimsiz bir şekilde yaşamanın çok daha “doğal” olduğu zamanlardı. Aydınlanma sürecinde “uygarlaşan” Batı toplumlarında “doğal” olanı bastırmak bir “burjuva erdemi” olarak kabul edildi… <strong>Bugünün Batı akademyasında Ortaçağ Avrupası’nı “karanlık çağlar” olarak niteleyen tek bir ciddi bilim adamı bulamazsınız…</strong> “Çağdaş” bir gazetemiz olan <em>Milliyet</em> önce bu “çağdaş” bilgiyi öğrenip, ona göre manşet atsın…</p>
<p>Aynı süreç eşcinsellik bağlamında Osmanlı tarihi için de geçerli… Bizler de “Avrupalılaşma”ya yönelip, o yönde idari ve sosyal reformlar yapmaya başlayınca daha “homofobik” bir toplum olduk… İslamcı aydınlar da bu yönde önyargılarını sorgulamak zorunda. Laik aydınlar da… Bizim tarihimizde de <strong>Batılılaşma (yani modernleşme) ile birlikte eşcinsel ilişkiler çok daha “ayıp” sayılır olmuş ve daha fazla kınanır hale gelmiştir</strong>… 1840′lardan itibaren Batı devletlerinin büyükelçilerinin eşcinselliğin Osmanlı hayatında görünür olmasından rahatsız olduğu ve eşcinselliğin “doğal” olarak algılanmasının “uygarlık karşıtı ilkel bir durum” olduğuna yönelik şikâyetlerini sık sık bizim devlet adamlarımıza ilettiği bilinen bir olgudur… Mükemmel yazılarını zevkle okuduğumuz Ayşe Hür’e tavsiyemdir, bir haftayı da bu meseleye ayırsın…</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/turkiyederindusunce.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/turkiyederindusunce.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/turkiyederindusunce.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/turkiyederindusunce.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/15/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=15&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/batililasma-escinsel-dusmanligini-yayginlastirdi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/eb8e998999f6f0a11e802f908341d2eb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">okayy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090517_derin_dusunce_org_homofobi.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">20090517_derin_dusunce_org_homofobi</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Başörtülüler Daha Az Vergi Ödemeli</title>
		<link>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/basortululer-daha-az-vergi-odemeli/</link>
		<comments>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/basortululer-daha-az-vergi-odemeli/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 18:33:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okayy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[alternatif]]></category>
		<category><![CDATA[başörtü yasağı]]></category>
		<category><![CDATA[başörtülü]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci sınıf vatandaş]]></category>
		<category><![CDATA[mürteciler]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Rehabilitasyon Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[türbanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaşlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkiyederindusunce.wordpress.com/?p=12</guid>
		<description><![CDATA[[8 Ekim 2007 tarihli Star gazetesinde yayınlandı] Şu sıra üniversitelerdeki başörtü yasağının kaldırılması gündemde. “Olağan şüpheliler”in hep birlikte uyguladığı “tama saha pres”in işe yarayıp yaramayacağı ve dünyada eşi-benzeri bulunmayan bu yasağın sürüp sürmeyeceği belli değil. Ama eğer sürecekse o zaman bir başka hukuki düzenleme yapılması, başörtülü vatandaşlara vergi indirimi getirilmesi lazım. Nedenini anlatayım. Malum, “devlet” [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=12&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">[8 Ekim 2007 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]</p>
<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/tesettur21.jpg" alt="tesettur21.jpg" align="right" />Şu sıra üniversitelerdeki başörtü yasağının kaldırılması gündemde. “Olağan şüpheliler”in hep birlikte uyguladığı “tama saha pres”in işe yarayıp yaramayacağı ve dünyada eşi-benzeri bulunmayan bu yasağın sürüp sürmeyeceği belli değil. Ama eğer sürecekse o zaman bir başka hukuki düzenleme yapılması, başörtülü vatandaşlara vergi indirimi getirilmesi lazım.</p>
<p>Nedenini anlatayım. Malum, “devlet” dediğimiz organizasyon, vatandaşların ödediği vergilerle finanse edilen bir yapı. Demokratik rejimlerde ise bu verginin meşruiyet kaynağı, devletin vatandaşlara hizmet götürüyor olması. Devlete vergi veriyoruz, çünkü o da bize bunun karşılığında güvenlik, altyapı, sağlık, eğitim gibi hizmetler sağlıyor.</p>
<p>İşte başörtülü vatandaşlar açısından bu vergi-hizmet denkleminde bir problem var. Çünkü onlar da herkes gibi vergi ödemelerine karşın, devletin eğitim hizmetlerinden yararlanamıyor, bundan sistematik olarak dışlanıyorlar. İş bunla kalsa yine iyi. Devletin kimi üst düzey memurları, bu vatandaşları sık sık “mürteciler”, “karanlık odaklar” gibi laflar kullanarak aşağılıyor, hatta onları “iç düşman” ilan edip tehdit bile ediyorlar. Ama ne ilginçtir ki bu memurların aldığı maaşlarda, söz konusu başörtülü vatandaşların ödediği vergilerin de payı var. Yani bu yurttaşlarımız için günlük dilde “kendi paranla rezil olmak” diye tarif edilen traji-komik durum geçerli.</p>
<p>Aslında durum öyle garip ki, devletin bazı kurumları adeta vatandaşların sadece bir kısmının hizmetinde ve onları diğerlerinden gelebileceği varsayılan tehditlerden korumak için çalışıyor. Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Mustafa Bumin’in geçenlerde Hürriyet’in manşetine taşınan “Türbanlı girer, başı açık çıkar” şeklindeki uyarısı, bu açıdan çok ilginçti. Sayın Bumin, eğer başörtülülere özgürlük verilirse, bu kez diğer öğrencilerin baskı altında kalacakları ve hatta kovulacakları uyarısını yapıyor ve yasağın sürmesini savunuyordu. Söz konusu “tehlike”nin ne denli abartılı olduğunu görmek için Türkiye’nin tüm sokak, cadde ve parklarına “türbanlılar”ın girdiğini, ama hiç birinden “başı açıkların” çıkmadığını hatırlamak yeterli. Ancak asıl enteresan nokta şu: Görünen o ki Sayın Bumin’in tek endişesi, başını örtmeyenlerin eğitim hakkı ve onların yaşayabileceği muhtemel bir “psikolojik baskı”. Ötekilerin hakkı ise, “psikoloji” filan şöyle dursun, mahkeme kararı ve polis zoruyla ellerinden alınmış durumda. Ama belli ki bunun hiç bir önemi yok…</p>
<p>Peki ama madem herkesin hakkı ve özgürlüğü aynı derecede önemli değil, o zaman neden herkes aynı oranda vergi ödüyor?</p>
<p>Bu soru, sadece vatandaşlar değil, devlet açısından da düşündürücü. Çünkü “mürteciler”e bu kadar soğuk bakan resmi makamların bizzat onların vergileriyle geçinmesi ahlaki bir çelişki gibi duruyor. Öyle ya, hiç yakışıyor mu güzide başkentimizin o pırıl pırıl, ip-ilerici kurumlarına “irticai sermaye” tarafından finanse edilmek?</p>
<p>İşte tüm bu gariplikleri ortadan kaldırmak için kanımca şöyle bir düzenlemeye gidilmeli: Devletin tüm vatandaşlara ulaşan hizmetleri için her mükelleften vergi alınmalı. Ama inançları ve yaşam biçimleri nedeniyle resmi hizmetlerden yoksun bırakılanlara “ikinci sınıf vatandaş indirimi” yapılmalı. Böylece onlar da kendilerine alternatif eğitim imkanları yaratmak için kaynak oluşturabilir, hatta “Devlet Tehdidi ve Aşağılamasına Maruz Kalan Yurttaşlar İçin Rehabilitasyon Derneği” filan gibi sivil toplum örgütleri kurabilirler.</p>
<p>Eğer bunları yaparsak, demokratik olmasa da nispeten daha adaletli bir sistem kurmuş oluruz.</p>
<p>Kuşkusuz daha iyi bir alternatif de var: Bütün bu saçmalıkları bir kenara bırakıp, tüm vatandaşların eşit ve özgür olacağı, herkesin “birinci sınıf insan” sayılacağı demokratik bir ülke haline gelmeye de çalışabiliriz. Umarım yeni anayasa bunun yolunu açar.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/turkiyederindusunce.wordpress.com/12/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/turkiyederindusunce.wordpress.com/12/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/12/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/12/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/12/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/12/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/12/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/12/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/12/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/12/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/turkiyederindusunce.wordpress.com/12/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/turkiyederindusunce.wordpress.com/12/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/12/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/12/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=12&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/basortululer-daha-az-vergi-odemeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/eb8e998999f6f0a11e802f908341d2eb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">okayy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/tesettur21.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">tesettur21.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Evrimcilerin iç hastalıkları</title>
		<link>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/evrimcilerin-ic-hastaliklari/</link>
		<comments>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/evrimcilerin-ic-hastaliklari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 18:30:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okayy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Alternatif mürşidler]]></category>
		<category><![CDATA[Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[Einstein’ın Roosevelt’e mektubu]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an]]></category>
		<category><![CDATA[Marcus Tullius Cicero]]></category>
		<category><![CDATA[İmam-ı Gazali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkiyederindusunce.wordpress.com/?p=9</guid>
		<description><![CDATA[Hayatta en berbat mürşit “ilim ve fen” olabilir mi? “Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı acaba o meşhur sözünü geri alır mıydı?” diye düşünüyor insan Einstein’ın Roosevelt’e yazdığı (ve orijinalini yazının sonuna koyduğumuz) mektubu okuyunca. Ünlü bilim adamı Albert Einstein  Atatürk’ün ölümünden sadece 9 ay 21 gün sonra tüyler ürperten bir mektup kaleme alıyordu. Zamanın ABD [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=9&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hayatta en berbat mürşit “ilim ve fen” olabilir mi?</strong></p>
<p><em><img style="width:261px;height:249px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/en-berbat-mursit_v2.jpg" alt="en-berbat-mursit_v2.jpg" width="446" height="459" align="right" />“Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı acaba o meşhur sözünü geri alır mıydı?”</em> diye düşünüyor insan Einstein’ın Roosevelt’e yazdığı (ve orijinalini yazının sonuna koyduğumuz) mektubu okuyunca.</p>
<p>Ünlü bilim adamı Albert Einstein  Atatürk’ün ölümünden sadece 9 ay 21 gün sonra tüyler ürperten bir mektup kaleme alıyordu. Zamanın ABD başkanı F.D. Roosevelt’e <em>“yol göstermek için”</em> yollanan mektupta Einstein uranyum kullanarak çok güçlü bir bomba yapmanın mümkün olduğunu anlatıyor ve bunu yapmak için Roosevelt’i ikna etmeye çalışıyordu.</p>
<p>Roosevelt de “en hakiki mürşit” olarak ilimi ve fenni seçti.</p>
<p>Sonrasını hepimiz biliyoruz.</p>
<p>Mısır doğumlu Fransız bilim adamı ve diplomat Tobie Nathan’ın dediği gibi bilimin en sorunlu <em>“yan ürünü”</em> bilimcilik ideolojisi. <em>“Bu ideoloji bilimin ürettiği faydaları gölgede bırakacak kadar büyük bir sorun teşkil ediyor insanlık için.”</em></p>
<p><strong>Bilimin dinleşme süreci</strong><br />
<img style="width:246px;height:285px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/chercheur-g1.jpg" alt="chercheur-g1.jpg" width="242" height="327" align="right" />Bilim adamı toplumda güven uyandırıyor. Ortaya koyduğu somut ilerlemelerle bilim, inancı ve politik görüşü ne olursa olsun kimsenin reddedemeyeceği deney ve gözleme dayalı sonuçlarla bulgularını ispat ediyor.</p>
<p>Fakat aynı zamanda “bilimciler” beyaz önlükleri, kalın gözlükleri, anlaşılmayan kelimeleri ile gitgide bir ruhban sınıfını andırıyorlar. Zira sadece uzman oldukları alanda değil hemen her konuda fikir beyan eden hatta gelecekten haber verenler var içlerinde. Gerçekte fikirleri ve tercihleri sıradan bir vatandaşınkinden daha kıymetli tutulmaması gereken bu insanlar çağımızın şamanları , rahipleri oldular.</p>
<p>Bilimcilik ideolojisinin hâkim olduğu cemiyetlerde artık bilime de ihtiyaç yok. Çünkü bilimciler “mutlak hakikat üretiyorlar” bir zamanlar Vatikan’ın yaptığı gibi.</p>
<p>Bu aşamada şunu da sorgulamak gerekiyor elbette: Yoldan çıkan bilim adamları mı yoksa onları yozlaştıran, yobazlaştıran cemiyetin kendisi mi?</p>
<p>Aerodinamikte kullanılan Mach sayısına adını veren Ernst Mach’ın  Ludwig Boltzmann  tarafından geliştirilen atom teorisine <em>“atomların gözlenemez olması”</em> sebebiyle karşı çıkmasına bakılırsa evet, bilim adamlarında böyle bir yozlaşma potansiyeli var.</p>
<p>Fakat biz sıradan insanlarda da <em>“Madem depremleri veya nükleer enerjiyi bu kadar iyi biliyorsun, memleketi nasıl yönetmemiz gerektiğini de bilirsin sen!”</em> gibi kestirmeden gitme merakı var ki bu noktadan itibaren işin içine bir “teslimiyet” giriyor. <em>“Falanca bilim adamının öngörülerine inanıyorum.”</em> Yani:</p>
<p><strong>1)</strong> Vicdanını teslimiyet çengeline asıp mollaların erdemine iman eden İranlılar,<br />
<strong>2)</strong> Ahlâkını süngünün ucuna asıp askerlerin erdemine iman eden yerli militaristler gibi bir de bilimciler çıkıyor ortaya.</p>
<blockquote><p><em>“Dine veya felsefeye ne gerek var? İyiyi ve kötüyü ayırd etmek için bilim ve akıl varken? Bilimsel bulgulardan şüphe mi ediyorsunuz? Demek ki siz gericisiniz. Siz toplumun ilerlemesine karşısınız! Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir. Bunun dışında mürşit aradığınız için sizler gafilsiniz ve cahilsiniz!”</em></p></blockquote>
<p><strong>Evrim bir teori mi yoksa bir senaryo mu?</strong><br />
<em>“Ben görmüyorsam yoktur”</em> saplantısı kendini “her şeyi gören” bir varlık zannetmenin bir tecellisi. Bu çerçeveye giren bazı evrimcilere göre ne can ne de ruh  diye bir şey var. Zira moleküler biyoloji rastlamadı izine DNA zincirleri arasında.</p>
<p>Fakat gün geçmiyor ki <em>“hayatın sırları çözüldü”</em> veya <em>“ruh beynin neresinde?”</em> başlıklı “bilimsel” bir makale yayınlanmasın. Ruha ve nefse bir kılıf olan bedenin evrilişini açıklamak için yola çıkan evrimcilerin gözleri kendi bulgularından öylesine kamaşıyor ki hayatı, canı ve ruhu çözdüklerini vehmediyorlar. Bu bilim adamlarının kibirleri alanlarına verdikleri isimlerden bile okunuyor: Life Sciences (ing.) veya Science du vivant  (fr.) kadar tevazu fakiri bir terim daha düşünülebilir mi?</p>
<p>Bir kemanı kıymık kadar küçük parçalara ayırarak Mozart bulunabilir mi?</p>
<blockquote><p><em>“Bulamadık, demek ki Mozart diye biri hiç olmadı. Zaten </em><em>Don Giovanni Operası </em><em>da olsa olsa pencerenin kulpuna asılı duran bir kemanın rüzgârın etkisiyle arşesine sürtmesinden çıkmıştır.”</em></p></blockquote>
<p>İnsan denen karmaşık varlık onun sadece fiziksel boyutunu oluşturan bir kaç kilo karbon, azot, kalsiyum ve suyla eşleştirilebilir mi?</p>
<p>Peki neden bilim adamları evrim üzerine bu kadar duruyorlar? Türkiye’nin ilk atom mühendisi ve eski TAEK  başkanı Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre’nin  Milliyet’te yayınlanan röportajından  :</p>
<blockquote><p><em>“…Bilim adamları arasında ‘publish or perish’ (yayınla ya da yok ol) sözü çok geçerlidir. Ya makaleni neşredersin ya da yok olup gidersin. Onun için bir hipotezin üzerinde konuşuluyor, saçma da olsa bu konuşmadan neticeler çıkabiliyorsa ve bunu yayınlayabiliyorsan, bu, mali destek, bilim aleminde popülarite ve zikredilme demektir. Zikredilmek ise birtakım yerlere gelebilme ihtimali demektir. Bütün bu sosyal dürtüler arasında insan, yaptığı bilimi unutabilir.<br />
…<br />
[Evrim Teorisi] Aklı okşayan, akla yatkın bir senaryo. Ama ispatı yok. Buna karşı, mesela Cenabı Hakk’ın “Yaratma Teorisi” var. O da bir senaryo. Teori olması için en azından yanlışlığının ispatlanabilir olması lazım. İspatlayamadığınız zaman, pozitif ilmin dışındadır.<br />
…. Zaten bütün senaryolar böyledir. Mesela kâinatın big bang (büyük patlama) ile ortaya çıktığı teorisi. Harikulade, şiirsel bir senaryodur, ama önünde sonunda bir senaryodur. Buna alternatif senaryolar da var. Hâlbuki gerçeğin ancak bir temeli olabilir. Teorinin bazı varsayımlarını bugünkü fizikle izah etmek mümkün değil. Demek ki fiziğin dışında bazı elemanlar, sırf bu teoriyi ayakta tutmak için ithal edilmiş. Bu durumda fiziğin ötesinde kalınır ki, onun adı da fizik değil metafiziktir. Buna </em><em>epistemoloji </em><em>açısından itirazım var….”</em></p></blockquote>
<p><strong>Bilgi yerine önyargı üreten bilim</strong><br />
<img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/danger_virus1.jpg" alt="danger_virus1.jpg" align="right" />1949′da fizyoloji ve tıp dalında Nobel Ödülü alan Portekiz bilim adamı Egas Moniz  1935’ten başlayarak 20 yıl boyunca birçok akıl hastasının beynine cerrahi müdahale yaptı. Lobotomi adı verilen bu “tedavi” ile beynin frontal lob denen kısmı ile geri kalan kısım arasındaki bağlantı kesiliyor, hatta bazen frontal lob kasıtlı olarak tahrip ediliyordu. (not : Frontal lobun önemi için bir başka Portekiz bilim adamı olan Antonio Damasio’nun  çalışmalarına değindiğimiz Psikopatlık ve Karizma adlı yazıya bakılabilir.)</p>
<p>1950’den itibaren terk edilen bu yöntem gerçekte şizofreni veya şiddetli depresyon geçiren insanları tedavi etmiyor onları sakatlayarak bitkisel hayata sokuyordu.</p>
<p>Bu şekilde Egas Moniz toplumu kendini oluşturan bireylere karşı sorumluluklarından “kurtarıyordu” bir anlamda. Yani biz bir toplum olarak “suçu teşvik eden bir şey mi yapıyoruz?” gibi rahatsız edici soruları kendimize sormaktansa altına sığınacağımız bir şemsiye arıyoruz ve bilim adamı da bu rahatlatıcı inancın rahibi, imamı olarak çıkıyor karşımıza.</p>
<p>“Bir insan mutsuzsa veya saldırgansa bu mutlaka beynin bir bölgesindeki fizyolojik bir bozukluktan kaynaklanıyordur” diyen bir kimseye “mürşit” denebilir mi?<br />
Suçluları hapse atarak suçtan kurtulacağını zanneden bir toplumun ailevî değerlere, ahlâka, özeleştiriye ihtiyacı yok mudur?</p>
<p>Ortaçağ Avrupası’nda Katolik kilisesi yüksek meblağlar karşılığında “endüljans” denen belgelerle insanların günahlarını “affediyordu”. Bu inanca göre daha ölmeden cennete gitmeyi garantileyebiliyordu fiyatını ödeyebilenler.</p>
<p>Doğrudan ve dolaylı katkılarımızla bilimi finanse ediyoruz güya bilgi üretmesi için. Ancak bilim bazen karşımıza:<br />
<strong>1.</strong> Bilim camiasını,<br />
<strong>2.</strong> Toplumun vicdanını,<br />
<strong>3.</strong> Siyasî rejimi<br />
rahatlatacak veya destekleyecek bir takım dogmalarla geliyor.</p>
<p>Bir başka Nobel kazanmış bilim adamı Charles Jules Henri Nicolle (mikrobiyolog) bu konuda şöyle diyordu : <em>« Bilimde dogma olmaz! Hiç bir şey önceden kazanılmış değildir, icad okulu saygısızlık okuludur ».</em></p>
<p><strong>Bilimsel olmayan “bilim”<br />
</strong><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/image2_dna.jpg" alt="image2_dna.jpg" width="283" height="276" align="right" />Bilimciler bu rahiplik rolüne o kadar ısınmışlar ki bilimsel yöntemlere bile sırt çevirmeye hazırlar yeni tapınaklarından insanlığa hükmedebilmek için:<br />
Örneğin bir gen ile bir hastalık arasında bağlantı ihtimalini hesaplamaya yarayan LOD Score  (fr.  ). Boston’lu gen mühendisleri J.S. Alper ve M.R. Natowicz’in Trends in Neurosciences dergisinde (volume 16, n° 10) 1993’te yayınladıkları makaleye göre şizofreni ve manyako-depresif psikoz türü “akıl hastalıkları” ile genler arasında bağlantı olduğunu “bilimsel olarak ispat eden” bir çalışmada modeli kurmak ve modeli test etmek için AYNI veriler kullanılmış!</p>
<p>Makalenin yazarları J.S. Alper ve M.R. Natowicz’e göre hemen bütün araştırmacılar bilimsel çalışmalara başlarken <strong>bir takım önyargılardan kurtulamıyorlar</strong> ve araştırmalarını neredeyse farkında olmadan bu önyargıları “ıspatlayacak” biçimde yönlendiriyorlar.</p>
<p>Tabi <em>“şizofreni geni bulundu”</em> diye basın toplantıları yapılıyor ama “pardon, yanılmışız” demek için kimse ortada görünmeye niyetli değil.</p>
<p>Bilimsel olmayan bilimin en traji-komik örneği belki de Fransız bilim adamı Edouard Zarifian’ın (psikiyatrist) kitaplarında defalarca altını çizdiği bilimsel modelleme hataları: Örneğin “Psikolojik tedavi etkisine sahip” ilaçların geliştirilmesinde denek olarak ahtapot, fare ve eklembacaklıların kullanılması. <strong>Eşinden ayrılmış, ailesinden baskı gören ve depresyona sürüklenen bir kadın doktora gittiği zaman kendisine yazılacak ilacın geliştirilmesi için “model olarak” bir eklem bacaklı kullanılmış olacak.</strong> Toplumun, anne olma duygusunun, geleneksel ve ekonomik baskıların bir ahtapot için ne ifade ettiğini bilmek zor tabi. Ayrıca ABD’de yaşayan bir kadına “iyi gelen” bir ilacın Türkiye’de yaşayanlara iyi geleceğini varsaymak <strong>o denli “zor” bir hipotez ki buna ancak önyargı denebilir.</strong></p>
<p>Bir başka “bilimsel” önyargı da <strong>“duygu = kimya”</strong> biçiminde çıkıyor karşımıza.</p>
<p>Zarifian’a göre belirtileri ülkeden ülkeye ve bir yüzyıldan ötekine değişen depresyon bir hastalık değil, bir duygu hali. Fizyolojik anlamda bir hastalık söz konusu olmadığı için bir iyileşme değil bir “hal değiştirme” söz konusu. Yani bireyin kendini ve toplumu algılayışı üzerinde olumlu ve kalıcı bir etki yapmak.</p>
<p>Ne var ki insanların çektikleri “psikolojik sıkıntılar” sayesinde büyük kârlar elde eden ilaç sektörü “ruh halimiz” ile ilgili sorunlarımızı da biyokimyaya daha doğrusu beynimizdeki nörotransmitterlere indirgemeyi tercih ediyor.</p>
<p>Nefsine yenik düşmüş, karamsar, endişeli, sıkıntı içindeki bir insanın hayatını, geçmişini, korkularını anlamadan onu standart bir yöntem ve/veya ilaç ile <strong>iyileştirmek mümkün değil</strong>. Ama o insanı <strong>kandırmak mümkün</strong>. Bunun için beyninin kimyasıyla yani nörotransmitterler <em>(acetylcholine, norepinephrine, dopamine, serotonin, GABA, glycine, neuromodülatörler)</em> dediğimiz maddeler ile “oynamak” gerekiyor. Zira ancak bu şekilde dünyanın neresinde olursa olsun bütün insanların kendilerini geçici olarak iyi hissetmelerini sağlayabilirsiniz ki bu da onlara deterjan satar gibi ilaç satabileceğiniz anlamına gelir.</p>
<p><strong>Terörün ve siyasî rejimlerin hizmetindeki bilim adamları</strong><br />
Geride bıraktığımız eylül ayında İngiltere ve Almanya’da tutuklanan Arap kökenli El-Kaideci teröristlerin doktor olmaları, tıp ve kimya alanındaki bilgilerini sivilleri öldürmek için kullanmaya çalışmaları herkesi şaşırttı. Fransız Le Figaro gazetesi hayretle <em>“hayat kurtarmak için okumuş bir doktor nasıl olur da bilgilerini öldürmek için kullanır?”</em> diye soruyordu.</p>
<p>Aslında söz konusu Fransız gazeteci Avrupa’nın yakın tarihini bilseydi bu kadar şaşırmazdı. Zira o zaman Alman doktor Josef Mengele’nin ve Avusturyalı doktor Aribert Heim’ın Auschwitz-Birkenau toplama kampında insanları anestezi kullanmadan kestiklerini ve beyinlerine zehirli maddeler zerk ettiklerini bilebilirdi. Bilimi insanlara zarar vermek için kullanan doktorlar arasında Heinrich Himmler’in emriyle Çingeneler gibi “aşağılık ırkları” kısırlaştırmak için bilimsel araştırmalar yapan Karl Clauberg de anılabilir.</p>
<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/kgb_symbol1.png" alt="kgb_symbol1.png" align="right" />Fakat bilim ile zulüm yapmak Nazilerin tekelinde değil elbette. Rus bilim adamları tıp, kimya ve psikoloji alanlarındaki bilgilerini Sovyet Rusya’nın gizli servisi KGB’nin (<em>Комитет Государственной безопасности</em>) sorguları için kullandılar soğuk savaş yıllarında. Ama bundan daha da çarpıcı olanı psikyatristlerin yardımıyla politik muhalefetin bir akıl hastalığı olarak ilânı ve kabulü oldu. <strong>Öyle ya, komünizme karşı çıkmak için insanın deli olması gerekirdi(!)</strong> Bu şekilde mahkeme gibi masraflı bürokratik detaylardan kurtulan komünist idare binlerce insanı hızla tımarhanelere gönderdi. Tabi gene doktorların yardımıyla verilen “kimyasal eğitim” sırasında <strong>“yanlışlıkla”</strong> ölenler de oluyordu!</p>
<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/radovan_karadzic_3mar941.jpg" alt="radovan_karadzic_3mar941.jpg" align="right" />Bosna Savaşı sırasında işlediği soykırım ve savaş suçlarından dolayı hâlâ aranan Radovan Karadziç de doktor değil miydi? Kaçak nakil organ piyasasında Komünist Çin’deki idam mahkûmlarından alınan organların bolluğu da Çinli cerrahların irşada ihtiyacı olduğunu göstermiyor mu?</p>
<p>Bilim adamları acaba sadece savaş gibi istisnaî durumlarda mı vicdanlarını askıya alıyorlar? Bu o kadar da kesin değil. ABD’deki Vanderbilt Üniversitesi bünyesinde fakirlere ücretsiz sağlık hizmeti veren bir bölümde 751 hamile kadına radioaktif madde vererek çocuklar üzerindeki etkisini 20 yıl boyunca test eden araştırmacılar bunun en güzel örneği. Elbette bazı çocuklarda tümör oluştuğunu söylemeye gerek yok.</p>
<p>Dogmatik bilim adamları faşizmi desteklemeye dün olduğu gibi bugün de hazırlar. Fransa’da cumhurbaşkanı Sarkozy’nin uygulamaya çalıştığı potansiyel suçluları daha anaokulunda iken “yakalama” fikri ABD’de başka boyutlarla hayata geçiyor : “Violence Initiative” adı verilen ve daha şimdiden 42 milyon dolar yatırılan program suçu önlemek için bilimden istifade etmeyi amaçlıyor. « Neden olmasın ? » diyor insan. Sosyologlar, psikologlar vb bir araya gelerek sorunun üzerine eğilebilirler. Ama programın mimarları bir dogmaya iman ederek çıkmışlar yola: “Suç bir hastalıktır, sebepleri fizyolojiktir.”<br />
Şimdilerde binlerce çocuktan kan ve doku örnekleri alınıyor, serotonin gibi nörotransmitterler ile suç arasında ilgileşim (korelasyon ) aranıyor.</p>
<p>Bu “özgürlükler ülkesinde” hâlihazırda okul çağındaki oğlanların %10’u kızların ise %5’i Ritalin® denen bir ilaç alıyor. Amfetamin içeren bu ilaç yetişkinleri “canlandırırken” çocukları “sakinleştiriyor”. “Uslu çocuk” isteyen ama ebeveynlik görevini yerine getirmekten aciz anne-babalar evlatlarına şefkat yerine Ritalin® veriyorlar. Ritalin® Fransa’da yasak.</p>
<p>Normalde sadece hiperaktivite gösteren sorunlu çocuklara verilmesi gereken bu ilacın milyonlarca çocuğa verilmesi elbette Novartis Pharma gibi bir ilaç firmasını rahatsız etmiyor. Bu çocukların Ritalin® yüzünden ileride uyuşturucu bağımlısı olmaları ihtimali oldukça yüksek ama bu sorun kâr peşindeki Novartis Pharma’yı sitesinde Ritalin®’in uzun uzadıya reklâmını yapmaktan alıkoymamış. Aynı sayfada Novartis Pharma’nın hisse senetlerinin günlük fiyatlarının da görüntülenmesi acaba bir lapsus calami olabilir mi?</p>
<p><strong>İnsanın vicdanıyla ateşkes imzalaması</strong><br />
Buraya kadar bilim adamlarının da yoldan çıkabileceklerini ve ellerindeki bilgi gücünden dolayı normal insanlardan daha tehlikeli olabileceklerini anlattık. Peki bir bilim adamı nasıl işkence yapabilecek noktaya geliyor? Bu soruya en güzel cevaplayanlardan biri Avusturyalı Yahudi tarihçi Raul Hilberg. “Avrupa Yahudilerinin imhası“ adlı eserinde anlattığına göre işkenceci Alman doktorlar deneyleri için devletten idam mahkûmlarını talep ediyorlardı. Araştırmacı şöyle diyordu kendi kendine : “Suçluların, iltihap yüzünden ölebilecek bir Alman askerinden daha iyi muamele görmesi için hiç bir sebep yok!”</p>
<p>Bu “suçluluk” kavramı elbette SS subaylarının zihninde çok izafî bir kavramdı: Meselâ “Temiz Alman ırkını kirleten akıl hastaları, Çingeneler veya Yahudiler” de suçluydu.</p>
<p>Romalı devlet adamı Marcus Tullius Cicero’nun « vicdanın kırılma noktası » adını verdiği bir tür sorumluluk transferi yapıyor bilim adamı. Yani vicdanıyla bir tür ateşkes antlaşması. Böyle bir andan itibaren bilim kalıyor ama “adam” gidiyor. Yaptıklarından pişman olmayacak, gerekeni yapan bir tür robot çıkıyor ortaya.</p>
<p>Özetle bizim yerimize iyi-kötü ayrımını zaten yapmış bir Führer, bir ulu önder, bir millî şef varsa vicdanının sesini dinlemeye ne gerek var? İnsan denen varlığın bu zayıflığını analiz eden Serdar Kaya’nın « Endoktrinasyon » adlı yazı dizisi bu konu üzerine hazırlanmış son derecede kapsamlı ve öğretici bir çalışma. 10 makaleden oluşan bu dosyayı herkesin okumasını tavsiye ederiz.</p>
<p><strong>Bilimin mürşidi kim olacak?</strong><br />
Liberal Düşünce Topluluğu’ndan Mustafa Erdoğan Aydınlanma, Bilim ve Bağnazlık adlı makalesinde şöyle diyor:</p>
<blockquote><p><em>“Bilimin yol göstericilik iddiasıyla ilgili olarak daha sade ve soğukkanlı bir şekilde konuşursak, ilk yapmamız gereken onu tevazuya davet etmek olsa gerektir. Çünkü bilimin değil hayata “mürşit” olması, onun kendisinin ahlaki bir kılavuza ihtiyacı vardır. Hayatlarımıza yön verecek değerleri bilim üretmez, üretemez; dolayısıyla eğer bir mürşidimiz olacaksa, bunları üreten her ne veya neler ise asıl mürşidimizin onlar olması gerekir.”</em></p></blockquote>
<p>Bilim dünyası kendisini üreten bilim insanları gibi kusurlu. İnsanlarda görülen kusurlar bilimsel kurumların işleyişlerine de yansıyor. Türkiye’deki bilim kuruluşlarına içerden bir bakış için yazarlarımızdan Fethi Sipahi Tan’ın kaleme aldığı “Yeni Üniversiteler Hayırlı Olsun” adlı esprili ve bilgilendirici makale okunabilir.</p>
<p>Araştırmacılara sadece bilimle uğraştıkları için atfedilen erdemler bu camianın kusurlarını örtüyor. Nobel  gibi ödüller, patentler, özel araştırma laboratuarları ve finansmanları, bilim dergileri… Bütün bunlar çok büyük maddî çıkarların yarıştığı hatta çatıştığı ortamlar. </p>
<p>                         <br />
<strong>Evrim Teorisi’nin müşterisi kim?<br />
</strong>Yazının başlangıcından beri açıkladığımız gibi bilim adamları sık sık nefislerine yenik düşerek bilimin dışına çıkıyorlar ve bilimcilik yapıyorlar. Evrim teorisi / senaryosu da istisna değil. Hücre yapısı konusunda ileri bilgiye sahip bir bilim adamı evrim senaryosunu desteklediği zaman bu o senaryoyu ispat etmekten çok uzak. Zira biyolog artık biyoloji olmayan, metafizik bir alanda “dans ediyor”. Haliyle tahminlerinin, varsayımlarının, inançlarının herhangi bir insanınkilerden daha fazla değeri yok. Ama nasıl bir futbolcu diş macunu reklamı yapıyorsa bir biyolog da <strong><em>“evrim vardır çünkü BEN diyorum!!!”</em></strong> diyebiliyor. Ancak burada da durmayarak <strong><em>“işte hayat böyle çıkmıştır ortaya”</em></strong> diye dayatıyor başrahip biz sıradan ölümlülere.</p>
<p>Hayatın bilimsel tarifini yapmaktan bu kadar aciz iken  bu kibir niye? Öyle ya, yeni ölmüş bir insan  ile komadaki bir insan arasındaki fark nedir? Birçok insan öldü sanılarak morga konduktan sonra ayağa kalkmamış mıdır? Kalp atışlarını, solunumu özetle bilimin “hayatî belirti” dediği şeyi göremeyen doktor “ben görmüyorum, o halde yoktur” dogmasına göre nice canlı insanı resmen ölü (=hayatsız) ilân etmemiş midir?</p>
<p style="text-align:center;"><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/evrim_image4.jpg" alt="evrim_image4.jpg" /></p>
<p> </p>
<p>Bilim, evrim senaryosunu destekleyerek bir kez daha kendi alanının dışına çıkıyor çünkü “bilimin müşterileri” bunu istiyor. Peki, kim bu “bilimin müşterileri” ? Yazarlarımızdan Mustafa Akyol’un deyimiyle  :<br />
“Varolma amaçlarını daha fazla paraya, kariyere, statüye, cinselliğe ve eğlenceye ulaşmak olarak belirleyen çağımız insanlarının çoğunda, yaygın bir mutsuzluk, bir depresyon hali var.”</p>
<p>Hayat-ölüm ekseni günümüzün tüketici, bencil, hedonist insanı için ciddi bir sorun. Hayatın varlığı ister istemez “bana hayat veren kim/ne?” sorusunu getiriyor. Ölüm ise “ya sonra?” sorusunu. Bunlar kafa karıştırıcı sorular. Üstelik sırrına tam olarak ermemiz mümkün görünmüyor. Oysa bizim bencil insanımız her şeyi kontrol altında tutmaya öyle alışmış ki. Yarınki hava durumunu televizyon bildiriyor, gittiği yeri GPS gösteriyor, evi yanarsa sigortası var. 21ci yüzyıl insanı riske, belirsizliğe tahammülü olmayan bir insan.</p>
<p>İşte Evrim senaryosu bütün bu endişeleri elinin tersiyle süpürüyor. Sırrına vakıf olamayacağımız, muhtemel bir “Yaratıcı” fikri ve O’na karşı, diğer insanlara karşı muhtemel sorumluluklarımız böylece “iptal edildikten” sonra “hayatın maymunlardan hatta tek hücrelilerden geçip bize geldiği” dogması hayatı kimyaya, biyolojik bir kılıfa indirgiyor. Bunu “avantajı” ise ölümün dolayısıyla ölüm sonrası korkusunun ortadan kaldırılması.</p>
<p><strong>Evrimcilerin iç hastalıkları</strong></p>
<p>Evrim senaryosunu akla yakın bulanlarla bulmayanlar kanaatimizce aynı derecede saygı hak ediyorlar. Ancak tartışmanın metafizik platformda yapılması icab ediyor. Eğer evrim okullarda anlatılacaksa bunun yeri biyoloji değil felsefe dersi olmalı ki diğer inançlar ve senaryolarla birlikte ele alınabilsin, evrim senaryosu zorunlu din dersi gibi dayatılmasın.</p>
<p>Bu bağlamda eleştirimiz evrim senaryosunu akılcı bulanlara değil ama evrimcilik yapıp bunu topluma dayatanlara. Evrimcilik bilimciliğin özel bir hali ve Fenerbahçe’yi veya Galatasaray’ı desteklemek ne kadar bilimsel ise evrimi desteklemek de o kadar bilimsel bizim gözümüzde.</p>
<p>Yazının başından beri aktardığımız veçheleriyle bilim yobazlarının ve haliyle evrimcilerin iç hastalıklarını şöyle özetlemek mümkün:<br />
<strong>1)</strong> Ben bulamadım, o halde yoktur,<br />
<strong>2)</strong> Fizyolojik oluşumları açıklayan teoriler hayatı da açıklar. Hayat et ve kemikten başka bir şey değildir,<br />
<strong>3)</strong> Ruh yoktur, insan akıllı hayvandır,<br />
<strong>4)</strong> Aşk, vefa, nefret, vatan hasreti birer kimyasal tepkimedir,<br />
<strong>5)</strong> Bilim adamları erdemlidir, ahlâka ihtiyaçları yoktur,<br />
<strong>6)</strong> Bilimi eleştirmek, toplumdaki rolünü sınırlamak gericiliktir,<br />
<strong>7)</strong> Bilim en iyi yol göstericidir,<br />
<strong> <img src='http://s2.wp.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> </strong> Bilim mutlak ve değişmez bir referanstır,<br />
<strong>9)</strong> Bilim dışında bir bilgi birikimi veya bilişsel bir disiplin olamaz.                  </p>
<p><strong>Bilime alternatif mürşidler</strong><br />
Hz Muhammed <em>“Âlimlerin iyisi, insanların en iyisidir. Âlimlerin kötüsü ise, insanların en kötüsüdür”</em> derken neyi kasdetmişti?</p>
<p>Bilim bir güç. Para veya kaba kuvvet gibi. İnsanlığı irşad etmek şöyle dursun her güç gibi onun da bir mürşide ihtiyacı var. Mürşidi vicdan olmadığı zaman yaptığı zulmün örneklerini aktardık, sebeplerini tahlil ettik. 21ci yüzyıldaki bilim Dünya yüzeyinden insan uygarlığını bir kaç kez silebilecek bir güce erişti.</p>
<p>Fransız bilim adamı ve filozof Bergson’un dediği gibi:<br />
“insanlık kaydettiği ilerlemelerin ezici ağırlığı altında sürünüyor. Yüzyılımız insanı mekanik icadların ahlâkı ve insan soyunun mutluluk seviyesini yükseltebileceğine çok kolay inanıyor.”</p>
<p>Bilimi ve bilim adamlarını “en hakiki mürşid” kabul edenlere elbette saygımız var. Ancak biz bilim adamlarına da yol gösterebilecek başka bazı mürşidleri anmak istiyoruz. Zira onlar da bilgi sahibi kimseler ama bize miras bıraktıkları ve irşad edici bulduğumuz bu bilgiler bilimin kapsamı dışında kalıyor :</p>
<blockquote><p><em>“İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan?<br />
Sen göremiyorsun diye bu âlem yok değildir.</em></p>
<p><em>Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.</em></p>
<p><em>Cömertlikte akarsu gibi ol. Şefkatte güneş gibi ol. Kusur örtmekte gece gibi ol. Öfkede ölü gibi ol. Tevazuda toprak gibi ol. Müsamahada deniz gibi ol. Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol. “</em> (Mevlâna)</p></blockquote>
<p>Yazıya Einstein’ın Roosevelt’e “yol gösterdiği” bir mektupla başlamıştık. Einstein’ın mektubunun orijinaliyle bir âlimin gene bir hükümdara, Gazali’nin Selçuklu Sultanı Sencer’e nasihat için yazdığı bir başka mektubun yanına koyuyoruz. Mürşidinizi seçmek size kalmış…<br />
 </p>
<blockquote><p><em>“Allahü teâlâ İslam beldesinde muvaffak eylesin, nasibdâr kılsın. Ahirette ona, yanında yeryüzü padişahlığının hiç kalacağı mülk-i azim ve ahiret sultanlığı ihsan etsin. Dünya padişahlığı, nihayet bütün dünyaya hakim olmaktan ibarettir. İnsanın ömrü ise, en çok yüz sene kadardır.</em></p>
<p><em>Cenab-ı Hakk’ın, ahirette bir insana ihsan edeceği şeylerin yanında, bütün yeryüzü, bir kerpiç gibi kalır. Yeryüzünün bütün beldeleri, vilayetleri, o kerpicin tozu toprağı gibidir. Kerpicin ve tozunun toprağının ne kıymeti olur? Ebedi sultanlık ve saadet yanında, yüz senelik ömrün ne kıymeti vardır ki, insan onunla sevinip mağrur olsun? Yükseklikleri ara, Allahü teâlânın vereceği padişahlıktan başkasına aldanma.</em></p>
<p><em>Bu ebedi padişahlığa (saadete) kavuşmak, herkes için güç bir şey ise de, senin için kolaydır. Çünkü Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Bir gün adalet ile hükmetmek, altmış senelik ibadetten efdaldir.” Madem ki Allahü teâlâ sana, başkalarının altmış senede kazanacağı şeyi bir günde kazanma sebebini ihsan etmiştir, bundan daha iyi fırsat olamaz! Zamanımızda ise iş o hâle gelmiştir ki, değil bir gün, bir saat adaletle iş yapmak, altmış yıl ibadetten efdal olacak dereceye varmıştır.</em></p>
<p><em>Dünyanın kıymetsizliği, açık ve ortadadır. Büyükler buyurdular ki: «Dünya kırılan altın bir testi, ahiret de kırılmaz toprak bir testi olsa, akıllı kimse, geçici olan ve yok olacak olan altın testiyi bırakır, ebedi olan toprak testiyi alır. Kaldı ki dünya, geçici ve kırılacak toprak bir testi gibidir.» Ahiret ise hiç kırılmayan ebediyyen bâki kalacak olan altın testi gibidir. Öyleyse, buna rağmen dünyaya sarılan kimseye nasıl akıllı denilebilir? Bu misali iyi düşününüz ve daima göz önünde tutunuz…”</em></p></blockquote>
<p><strong>Einstein’ın Roosevelt’e mektubu (Orijinal metin)</strong></p>
<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/500px-einstein_szilard_p11.jpg" alt="500px-einstein_szilard_p11.jpg" /></p>
<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/500px-einstein_szilard_p21.jpg" alt="500px-einstein_szilard_p21.jpg" /></p>
<p><strong>Alternatif mürşidler</strong></p>
<blockquote><p><strong>Kur’an<br />
</strong>“Kendilerine Tevrat öğretildiği halde onun gereğini yapmayanların durumu, sırtına kitap yüklenmiş merkeplerin durumu gibidir” (Cuma 5)</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>Hz Muhammed</strong><br />
“Allah ilmi insanların kalbinden zorla sokup almaz. Fakat ilmi ulemayı kabzetmek suretiyle alır. Öyle ki, tek bir âlim kalmaz. Halk da cahilleri kendine reis yapar. Bunlara meseleler sorulur onlar da ilme dayanmaksızın fetva verirler, böylece hem kendilerini hem de başkalarını dalalete atarlar (Buhari ilim 34, Müslim ilim 13, Tirmizi ilim 5)</p></blockquote>
<blockquote><p><strong>İmam-ı Gazali</strong><br />
Aklı olan kimse nefsine demelidir ki: Benim sermayem, yalnız ömrümdür. Başka bir şeyim yoktur. Bu sermaye, o kadar kıymetlidir ki, her çıkan nefes hiçbir şeyle tekrar ele geçmez ve nefesler sayılıdır, azalmaktadır. O halde bu günü elden kaçırmamak bunu saadete kavuşmak için kullanmamaktan daha büyük ziyan olur mu? Yarın ölecekmiş gibi bütün âzâlarını haramdan koru.</p>
<p>Ey nefsim, sonra tevbe ederim ve iyi şeyler yaparım, diyorsan, ölüm daha önce gelebilir, pişman olup kalırsın. Yarın tevbe etmeyi bugün tevbe etmekten kolay sanıyorsan, aldanıyorsun.</p></blockquote>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/turkiyederindusunce.wordpress.com/9/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/turkiyederindusunce.wordpress.com/9/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/9/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/9/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/9/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/9/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/9/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/9/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/9/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/9/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/turkiyederindusunce.wordpress.com/9/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/turkiyederindusunce.wordpress.com/9/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/9/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/9/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=9&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/evrimcilerin-ic-hastaliklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/eb8e998999f6f0a11e802f908341d2eb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">okayy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/en-berbat-mursit_v2.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">en-berbat-mursit_v2.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/chercheur-g1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">chercheur-g1.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/danger_virus1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">danger_virus1.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/image2_dna.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">image2_dna.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/kgb_symbol1.png" medium="image">
			<media:title type="html">kgb_symbol1.png</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/radovan_karadzic_3mar941.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">radovan_karadzic_3mar941.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/evrim_image4.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">evrim_image4.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/500px-einstein_szilard_p11.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">500px-einstein_szilard_p11.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/500px-einstein_szilard_p21.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">500px-einstein_szilard_p21.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>PKK… Ters giden nedir? Bundan sonra nereye?</title>
		<link>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/pkk%e2%80%a6-ters-giden-nedir-bundan-sonra-nereye/</link>
		<comments>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/pkk%e2%80%a6-ters-giden-nedir-bundan-sonra-nereye/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 18:25:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okayy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[laik ve demokratik]]></category>
		<category><![CDATA[ordu düşmanı]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkiyederindusunce.wordpress.com/?p=6</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemizde çeyrek asırdır bitmeyen bir silahlı mücadele sürüyor. Zaman zaman hızlanan bu savaşta Leninist-Maoist devrimci şemaya göre kurulmuş bir örgüt olan PKK bir ulus devlete, “laik ve demokratik” Türkiye Cumhuriyeti’ne kafa tutuyor. 1980’li yıllardan beri duyduğumuz “bölücü örgütün beli kırıldı” tarzı nutuklara rağmen PKK eylemlerine devam ediyor. Aslında Türkiye’de sorunlara yaklaşmayı bilen aydınlar ve yöneticiler [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=6&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img style="width:186px;height:225px;" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/pkk_bbbimage12.jpg" alt="pkk_bbbimage12.jpg" width="186" height="225" align="right" />Ülkemizde çeyrek asırdır bitmeyen bir silahlı mücadele sürüyor. Zaman zaman hızlanan bu savaşta Leninist-Maoist devrimci şemaya göre kurulmuş bir örgüt olan PKK bir ulus devlete, <strong>“laik ve demokratik” Türkiye Cumhuriyeti’ne kafa tutuyor</strong>. 1980’li yıllardan beri duyduğumuz “bölücü örgütün beli kırıldı” tarzı nutuklara rağmen PKK eylemlerine devam ediyor.</p>
<p>Aslında Türkiye’de sorunlara yaklaşmayı bilen aydınlar ve yöneticiler var. Meselâ yıllarca belimizi büken enflasyon sorunu akıl, yöntem ve dirayetle çözüldü. %100’lere yaklaşan bir enflasyon geleceğimizi, kalkınmamızı ipotek altına almıştı. Bugün %10’dan aşağı indirmenin yollarını arıyoruz. Eğer <strong>“ters giden nedir? Bundan sonra nereye?”</strong> diye sorulmasaydı enflasyondan kurtulabilir miydik?</p>
<p>Ne var ki PKK terörü ile mücadele konusunda ne olup bittiğini sorgulayan hemen herkes <strong>“hain – ordu düşmanı”</strong> damgası yiyebiliyor. Bu konuyu açarak, özellikle de neyin ters gittiğini sorarak bir başarısızlığı işaret ediyoruz. Unutmamak gerekir ki nazarımızda bu başarısızlık TSK’ya değil bütün Türkiye’ye ait. Zira söz konusu olan askerî değil siyasî bir başarısızlık. Çünkü bir ülkeyi bölmek askerî değil siyasî bir projedir. Özetle PKK’nın mücadelesi TSK’ya değil Türkiye’ye karşıdır.</p>
<p> </p>
<p><strong>PKK hakkında düşünmek ve konuşmak kolay değil</strong><br />
Bir konuda insanların konuşarak çözüm arayabilmesi için anahtar kavramlara aynı adları vermiş olmaları yani ortak bir dile sahip olmaları gerek. Biz de öncelikle kelimelerin içinin neyle doldurulduğuna bakalım. Türk basını, güvenlik güçleri, yabancı basın ve PKK ‘nın kendisi aynı kavramlar için aynı kelimeleri kullanmıyor. <em>Terörist, bölücü hareket, gerilla, ayaklanma, bağımsızlık savaşçısı, direnişçi</em>, <a href="http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=587124" target="_blank">şehit</a>. Bu kelimelerin bazısı dünya tarihindeki hatta dinimizdeki “haklı” mücadeleleri çağrıştırdığı için PKK’nın eylemlerine de retorik bir meşruiyet kazandırıyor. Gerilla bunlardan biri. PKK silahlı mensupları için bu kelimeyi kullanmayı tercih ediyor.</p>
<p>Gerilla aslında İspanyolca guerra (=savaş) kelimesinin küçültülmüşü, bir tür “savaşçık”. <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Napolyon_Bonapart" target="_blank">Napoleon’a</a> karşı mücadele eden <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Guerre_d%27ind%C3%A9pendance_espagnole#La_premi.C3.A8re_guerre_de_gu.C3.A9rilla_de_l.E2.80.99histoire" target="_blank">İspanyol direnişi</a> sırasında ortaya çıkmış. Doğrudan çeviri yaparak Amerikan ve İngiliz kaynakları da bu kavrama “small war” (küçük savaş) diyorlar sıklıkla. Anglo-Saxon kaynaklarda yakın anlamda kullanılan bir başka terim ise <strong>insurgency – counterinsurgency</strong> (isyan ve karşı isyan).</p>
<p>Aslında gerilla kelimesinin işaret ettiği önemli bir teknik bilgi var o da orantısız güçlerde karşıya gelmiş iki silahlı grup. Bu olduğu zaman zayıf olanın tek çaresi saklanmak ve vur-kaç taktiği ile büyük orduyu taciz etmek. Büyük ordu genellikle sırtını bir devlete dayadığı için küçük olanı <em>“terörist”</em> ilân ediyor. Küçük olan ise <em>“ezilen-mazlum”</em> kimliğini seve seve kabul ederek <em>“dev bir orduya kafa tutan bir avuç kahraman”</em> rolüne bürünüyor.</p>
<p>Terörist nitelemesine gelince… Bu bir anlamda sağlıklı düşünmeye mani zira bu bir savaş türü değil bir yöntem. Ayrıca <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/DEV-SOL" target="_blank"><strong>DEV-SOL</strong>’a</a> karşı yapılan mücadele ile <strong>PKK</strong>’ya karşı yapılan mücadele arasında çok fark var. Hukukî bakımdan terör suçunu işlemiş olabilirler. Ama stratejik açıdan ikisini de aynı kategoriye koymak, aynı yöntemlerle mücadele etmek sonuç getiremiyor. Ayrıca bir devletin de terörist gibi davranması yani devlet terörü söz konusu olabilir.</p>
<p>Basitçe özetlemek gerekirse :<br />
1) <strong>isyan</strong> : Mücadelenin başlangıcını,<br />
2) <strong>Terör</strong> : Mücadelede kullanılan yöntemlerden birini,<br />
3) <strong>Gerilla</strong> : Güçlerin orantısızlığını,<br />
4) <strong>Mücahit</strong>-<strong>Şehit</strong> tarafların mücadelelerine manevî bir boyut atfettiklerini,<br />
5) <strong>Direnişçi-Devrimci ayrımı</strong> : zayıf tarafın statükocu olup olmadığını,</p>
<p>İfade ediyor.</p>
<p>Kanaatimizce bu terimleri ideolojik ve dinî renklerinden soyutlamak bugün için imkânsız. Bu terimlerin temsil ettiği teknik kavramları daha iyi ihâta eden <em>“gayrı nizamî harp”</em> ve <em>“asimetrik savaş”</em> terimlerini bu makale için daha uygun buluyoruz.</p>
<p><strong>Önemli uyarı</strong><br />
Yazının maksadı haklıyı haksızı ayırmak olmadığından vereceğimiz örnekler sadece stratejik ve taktik açıdan değerlendirilmeli. Kullanacağımız hiç bir kelimenin arkasında da ideolojik bir tercih aranmamalı.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/turkiyederindusunce.wordpress.com/6/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/turkiyederindusunce.wordpress.com/6/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/6/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/6/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/6/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/6/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/6/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/6/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/6/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/6/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/turkiyederindusunce.wordpress.com/6/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/turkiyederindusunce.wordpress.com/6/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/6/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/6/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=6&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/pkk%e2%80%a6-ters-giden-nedir-bundan-sonra-nereye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/eb8e998999f6f0a11e802f908341d2eb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">okayy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/09/pkk_bbbimage12.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">pkk_bbbimage12.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Askerî ritüeller okullardan uzaklaştırılmalı artık</title>
		<link>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/askeri-ritueller-okullardan-uzaklastirilmali-artik/</link>
		<comments>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/askeri-ritueller-okullardan-uzaklastirilmali-artik/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 18:23:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okayy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Geçit Töreni Yönergesi]]></category>
		<category><![CDATA[Her Türk Asker Doğar]]></category>
		<category><![CDATA[Mili Eğitim Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tören]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Bayramı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkiyederindusunce.wordpress.com/?p=3</guid>
		<description><![CDATA[Ufuk Coşkun SİVİL DÜŞÜNCE PLATFORMU Okullarda askeri kurallara göre belirlenen tören geçişlerini düzenleyen 44 yıllık yönetmelik kaldırılarak yerine ”Mili Eğitim Bakanlığına Bağlı Okulların Geçit Töreni Yönergesi” ismiyle yeni bir yönerge hazırladı. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığınca hazırlanarak yürürlüğe konan yönerge, MEB’e bağlı her derece ve türdeki resmi/özel örgün ve yaygın eğitim okul/kurumlarının Ulusal Bayram, resmi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=3&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-4928" title="20090520_derin_dusunce_org_19_mayis" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090520_derin_dusunce_org_19_mayis-300x225.jpg" alt="" width="206" height="152" />Ufuk Coşkun </strong><span style="color:#0066cc;"><strong>SİVİL DÜŞÜNCE PLATFORMU</strong></span></p>
<p>Okullarda askeri kurallara göre belirlenen tören geçişlerini düzenleyen 44 yıllık yönetmelik kaldırılarak yerine ”Mili Eğitim Bakanlığına Bağlı Okulların Geçit Töreni Yönergesi” ismiyle yeni bir yönerge hazırladı. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığınca hazırlanarak yürürlüğe konan yönerge, MEB’e bağlı her derece ve türdeki resmi/özel örgün ve yaygın eğitim okul/kurumlarının Ulusal Bayram, resmi bayramlar (Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı ile Zafer Bayramı), Atatürk’ün il, ilçe ve diğer yerleşim birimlerine yaptığı ziyaret ve gezi tarihlerinin yıl dönümü olan günleri ve mahalli kurtuluş günlerindeki geçit töreni uygulamasına ilişkin usul ve esasları düzenliyor. Yeni düzenlemeye göre değişen pekte bir şey olmadı. Öğrenciler yine “rahat, hazır ol” gibi askeri komutlarla uygun adımda yürümeye devam edecekler.  </p>
<p><strong>Her Türk sivil doğmalı!</strong>   </p>
<p>“Her Türk Asker Doğar” sloganının içselleştirildiği bir ülkede militarizm kökenli yönetmeliklerin tümden kaldırılması bir hayli zaman alacak gibi. Hâlbuki bu ülkede çocukların askerliğe değil de sivilliğe özendirilmesi durumunda daha demokrat, özgür ve barışçıl bir toplum ortaya çıkacaktır. Ne yazık ki özgürlüğün kalesi olması gereken eğitim kurumları hala askeri ritüellerle ve yönetmeliklerle doludur. Ülkemiz eğitim kurumlarının askeri bir disiplin ve anlayışla işlev görmeleri durumunda bu kurumlardan asla bağımsız ve özgürlükçü düşüncelerin üretilemeyeceği bilinmelidir.  Oysa eğitimin bireyi özgürleştirmesi beklenir. Öğrencilere sürekli olarak belirli bir ideolojiyi ya da bir kitleyi üstün görmeleri dayatılırsa eğer; diğer ırk, renk, dil ve inançlara karşı bir önyargının oluşmasına olanak sağlanmış olunur. Bu bakımdan çocuklara bürokrasiye itaati değil demokrasiye bağlılık aşılanmalıdır. Çünkü sağlıklı bir toplumun temelleri ancak bu şekilde atılır. Onun için askeri ritüellerin ve yönetmeliklerin mutlaka okul ortamından uzaklaştırılması gerekmektedir.  </p>
<p>Türkiye’de öğrenciler özgürlüğün, demokrasinin ve ortak yaşam kültürünün verildiği okul ortamlarından geçmedikleri için en ufak bir toplumsal kırılmada bilinçli, tutarlı ve ahlaki bir tavır ortaya koyamamaktadırlar. Ve ülkesinde yaşayan farklılıklara karşı ciddi bir önyargı beslemektedirler. Farklı olana karşı oluşan nefretlerin, düşmanlıkların ve yersiz kaygı ve endişelerin kökeninde Türk eğitim sisteminin militarist bir yapıda işlev görmesi yatmaktadır. Militarizm bilindiği gibi sivil alanı daraltan, kuşkucu, ötekileştirici, çatışmacı askerliğe ve orduya dair tüm değerleri kutsayan bir ideolojidir. Ve bu ideoloji yıllardır gerek ders kitapları aracılığıyla gerekse andımız, nöbetçi öğrenci ve tören yürüyüşleri gibi uygulamalarla çocuklara aşılanmaktadır. Çocuklara hala okullarda sanki sınırı koruyan bir asker gibi nöbet tutturulmaktadır. Her gün rahat, hazır ol komutlarıyla onlara “andımız” söylettirilmektedir. Askerlerin girdiği Milli Güvenlik dersleriyle de askerlik kültürü yüceltilerek ve özendirilerek verilmektedir. Böylesi uygulamalar yüzünden eğitim kurumlarından “insan” yerine uysal, itaatkâr ve birbirine benzeyen vatandaşlar yetişmektedir. Militer bir eğitim anlayışının bireyi okul duvarları içine hapsettiği unutulmamalıdır.”Her Türk asker doğar” yerine “Her Türk sivil doğar” sloganının içselleştirilmesi gerekmektedir.  </p>
<p><strong>Askeri ritüeller okul ortamından uzaklaştırılmalı;</strong> </p>
<p>Devletin kurguladığı ve müdahil olduğu bir eğitim sisteminin merkezinde doğal olarak “itaat” yer alır. Matematik dersinde bile bireyin milli meselelere yönlendirildiği bir ülkede eğitimin demokratikleştirilmesi meselesini mutlaka konuşmamız gerekmektedir. Merkeze insani vasıfları, farklılıkları, düşünceyi, demokrasiyi, evrensel insan haklarını almayan bir eğitim sisteminden bireyin ve toplumun eğitilmesini, insanlaşmasını ve özgürleşmesini bekleyemezsiniz. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan farklı inanç, kültür ve anlayışa sahip bireyleri bir arada tutabilecek, her kitleye, düşünceye ve inanca hitap edebilecek bilimsel, özgür en önemlisi demokratik dünyayla bütünleşmiş bir eğitim politikası pekâlâ oluşturulabilir. Bunda korkulacak bir şey yoktur. Ülkemiz insanının, gençlerinin ve çocuklarının yeniden doğmalarına neden olacak ciddi ve anlamlı, evrensel ahlak, hukuk ve insan hakları kriterlerini dikkate alarak sivilleşmelerine öncelik veren bir eğitim sistemini devreye sokmak durumundayız. Gençlerin resmigeçit törenlerinde uygun adım marşla yürütülmeleri, nöbetçi öğrenci uygulamaları, ders kitaplarında yer alan militarist içerikli bilgiler en önemlisi de farklılıkların dışlanmasına dönük kazandırılan uygulamalardan mutlaka vazgeçilmelidir. Artık bu ülkede yeni ve farklı söylemleri devreye sokmalıyız.  </p>
<p><strong>Militer değil özgürlükçü eğitim felsefesi;</strong>  </p>
<p>Kendine güvenen, ülkesinde yaşayan kendi ırkından, renginden, mezhebinden ve inancından olmayanlarla önyargısız kurduğu sağlam ilişkilerin geliştirilmesine imkân sağlayan, bu anlamda ülkesinin bölünmesine karşı çıkan, birlik ve kardeşlik duygularını bilinçli bir şekilde yaşayan aklı başında bireylerin var olması için mutlaka aşılması gereken engelleri aşmak durumundayız. Dünyanın geldiği bu noktada çocuklarımıza hayata asker gözüyle bakmalarını sağlamakla ne bilimde, sanatta, ekonomide nede insan hakları alanlarında bir ilerleme sağlayabiliriz. Bu bakımdan farklı kültürlerin yaşadığı bir coğrafyada tek bir etnik kimliği öne çıkaran, milliyetçilik dozu yüksek bir yönetmelik olan andımızın kaldırılması ya da mutlaka demokratik bir dile çevrilmesi gerekmektedir. Öğrenciler rahat hazır ol komutlarıyla hareket etmemelidirler. Milli Güvenlik dersleri kaldırılmalıdır ya da yerine sivil öğretmenler girmelidir. Ders kitapları yeniden gözden geçirilmeli ve içeriğinde yer alan antidemokratik bilgiler çıkarılmalıdır.  </p>
<p>Türkiye mutlaka eğitim felsefesiyle hesaplaşmak zorundadır. Resmi ideolojinin, baskıcılığın, militarizmin eğitim kurumları vasıtasıyla bireylere aşılanmaması gerektiğine dair eleştirilerimizi ve çözüm önerlerimizi oturup tartışmalıyız. Bir ülkenin farklılıklarla barışık, özgür bireylerini yetiştirmenin yolunun kuşkusuz özgürlükçü bir anlayışla şekillenmiş, hukukun, insan haklarının, demokrasinin, bilimin, sanatın ve felsefenin doğru anlatımlarla kazandırıldığı bir eğitim sisteminden geçeceği bilinmelidir. Kısacası Türkiye’de eğitim özgürlükçü bir temele yaslanmadığı sürece sorunlarımızı çözemeyiz.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/turkiyederindusunce.wordpress.com/3/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/turkiyederindusunce.wordpress.com/3/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/3/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/3/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/3/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/3/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/3/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/3/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/3/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/3/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/turkiyederindusunce.wordpress.com/3/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/turkiyederindusunce.wordpress.com/3/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/3/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/3/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=3&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/askeri-ritueller-okullardan-uzaklastirilmali-artik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/eb8e998999f6f0a11e802f908341d2eb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">okayy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090520_derin_dusunce_org_19_mayis-300x225.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">20090520_derin_dusunce_org_19_mayis</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Hello world!</title>
		<link>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/hello-world/</link>
		<comments>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/hello-world/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 18:18:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okayy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=1&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Welcome to <a href="http://wordpress.com/">WordPress.com</a>. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/turkiyederindusunce.wordpress.com/1/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/turkiyederindusunce.wordpress.com/1/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/1/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/turkiyederindusunce.wordpress.com/1/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/1/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/turkiyederindusunce.wordpress.com/1/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/1/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/turkiyederindusunce.wordpress.com/1/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/1/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/turkiyederindusunce.wordpress.com/1/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/turkiyederindusunce.wordpress.com/1/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/turkiyederindusunce.wordpress.com/1/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/1/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/turkiyederindusunce.wordpress.com/1/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=turkiyederindusunce.wordpress.com&amp;blog=7833269&amp;post=1&amp;subd=turkiyederindusunce&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkiyederindusunce.wordpress.com/2009/05/20/hello-world/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/eb8e998999f6f0a11e802f908341d2eb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">okayy</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
